Nevzat… / Mustafa Küpçü

| 15 Ağustos 2013 | Yaşanmış Kandıra Hikayeleri

Nevzat… / Mustafa Küpçü haberi resmi

Kandıra, adını Orhan Gazi'nin komutanlarından biri olan Akçakoca Bey'den alan Kocaeli'nin nüfusu en az olan ilçesi. Sanat ve siyasette ise, Kandıra'nın adını bilmeyeni ayıplamalılar!

Klarnet üstadı "Kandıralı Mustafa", Nihat Erim, Turan Güneş, İzmit'in efsanevi belediye başkanı Erol Köse hemen akla gelenler.

Ancak Kandıra, yalnızca bu tanınmış kişilerden ibaret değildir. Kandıra ile ailevi ya da ticari ilişkileri olanlar, kendine özgü kişilikleriyle Kandıra'ya malolmuş renkli kişileri iyi tanırlar. Örneğin, klarnet üstadı ve Kandıra düğünlerinin vazgeçilmezi "Şaşkın" İsmail, bunlardan biriydi.

Kandıra'nın ilginç bir tarihsel geçmişi vardır. Osmanlı döneminde, Sarayın hemen tüm sebze ve meyveleri Kandıra'dan giderdi. Bu yüzden Kandıralılara; "Siz sarayın manavısınız" derlermiş.

Kurtuluş Savaşı öncesinde Kandıra'da Türk, Yahudi, Rum, Ermeni kökenli insanlar birlikte, barış ve hoşgörü ortamı içinde yaşarlardı. İzmit'in meşhur pişmaniyesinin mucidi, o dönemde yaşayan "Kandıralı Agop Usta'dır.

Özellikle Yahudi ve Rum ailelerin "Kısır Geceleri" de hala belirli aileler arasında sürdürülür. Üç beş aile, hafta sonları çoluk çocuk birinin evinde toplanır, her aile sofraya bir iki çeşit yemek katar, ortak emekle oluşan büyük sofrada hepbirlikte yemek yenir, sonra sazlar çıkarılır, fasılla başlayan musiki şöleni yaşanır.

Kandıra'nın yerleşik halkı içinde Çingeneler de vardır. Ama, halk arasında en küçük bir küçümseme duygusu yaşanmaz. Kimse kimseye etnik kökenine göre bakmaz. Kandıra'da, "İnsan insandır" anlayışı egemendir.

Kandıra'nın bir başka renkli siması da "Simitçi Nevzat" ya da yaygın adıyla "Kandıralı Nevzat" idi. Nevzat, simitçi fırını işletirdi. İri sayılabilecek bir bedeni vardı. O'nu tanımayan ve ilk kez karşılaşan biri, eğer o konuşmasa, "sert mizaçlı bir insan" olarak bile görebilirdi.

Nevzat, iri cüssesine karşın çok nazik bir insandı. Sanatçı ruhluydu. Kandıra'nın "imece" gün ya da gecelerinin aranan insanıydı. Mahalle içinde, bazen bir bahçede, bazen yol ortasında ayçiçeği ayıklama ya da "keten tokaçlama" imecesi yapılır, Nevzat da ellerinde zilleri, zenne kıyafetiyle danslar eder, şarkılar söylerdi. Mahallenin hatta yakındaki mahallenin çocukları, gençleri, kadınları ve erkekleri Nevzat'ı izlemek ve alkışlamak için toplanırdı. İzleyicisi ve hayranı çoktu Nevzat'ın. Nevzat, bu ilgiden çok mutlu olurdu.

Nevzat, kimseyi rahatsız etmezdi. Yılışık, sırnaşık ve düzeysiz değildi. O içindeki kimliği saklamaz, dışa vurur, Kandıralılar da O'nu olduğu gibi kabul eder ve asla incitmezlerdi.

Nevzat, günlük yaşamında da üretken ve çalışkan bir insandı. Fırında çalışır, kimi zaman elinde sepetiyle mahalle aralarında dolaşarak simit satardı. Kandıra'nın hemen bütün düğünlerinde, eğlencelerinde ve Panayır alanında Nevzat'ı görürdünüz.

İzmit Kandıra arasındaki eski yol, baş döndürücü virajlar ve rampalarla çekilmesi zor bir yoldu. Burunlu dizel, kamyondan bozma, içi dışı mazot ve küçük baş hayvan kokan,  sigara dumanıyla bir tür işkence odasına dönüşen otobüste Kandıralı Nevzat varsa, bu işkencenin yerini ardı arkası kesilmez kahkahalar alır, yolun nasıl geçtiğini anlamazdınız. Kandıra'nın çarşı içinde, herhangi bir mekanda ya da yolda bir insan kalabalığı ve yüksek sesli gülmelerle süslenen coşkulu bir söyleşi varsa, orada mutlaka Nevzat da vardı. Çünkü Nevzat, çok okuyan, insanı ve toplumu çok iyi gözlemleyebilen nükte dolu bir kişiydi. 

O, Kandıra'nın bir güzel insanıydı. İnsanı, insanın doğallığını, yaşamayı ve insanı mutlu etmeyi severdi. Tıpkı, hemşehrileri gibi. O'nun bedensel yaşamı sonlandığında Kandıra'nın bir yıldızı daha kaydı...