Prof. Dr. Atilla Çetin

Atilla Çetin

Akademisyen

Prof. Dr. Atilla Çetin kimdir?

Kandıra'lı bir anne (Ferhunde Hanım) ve Adapazarlı bir babanın (Mehmet Tevfik Bey) oğlu olarak 1942'de İstanbul Beykoz'da doğdum. Annem Ferhunde Hanım asil ve görgülü bir insandı. Ailemde en fazla annemle gurur duyarım...

Kandıra'daki lakabınız, Aile ve akrabalarınız

Annemin ailesi Kandıra'nın eski ve köklü ailelerindendir. 1900'lü yılların başlarında Kandıra'nın önemli ve zengin 5 veya 6 kişisinden birisi olan Emin Ağa atamızdır. Onun kayınpederi yamalı Ahmet Bey daha zengin birisi imiş. Ahmet Bey'in atalarını, babasını ve dedesini Kandıra temettuat defterinde tespit ettim. 1844'de Mustafa Bey 7000 kuruş vergi ile Kandıra'da devlete en fazla vergi veren şahsiyettir. Mustafa Bey'in babası Hacı Halil Ağadır. Bu büyüklerimizi saptadım. Genelde aile lakabımız Eminağalar'dır. Annemin babası dedem kunduracı Şaban Efendi (usta) (8,1957) Kandıra'dan müslümandan ilk kundura ustasıdır. Dürüst, yetenekli, namuslu, işinin ehli, erdemli bir meslek ustası idi. Kandıra'da birçok kundura ustası ve kalfası yetiştirmiştir. Emin Ağa'nın oğlu Nazmi Bey (ö.1931) yani annemin anne tarafından babası, birikmiş bir serveti 10-15 yıl içinde yemiş, bir mirasyedidir. Halen Babaköyü'nde medfundur. Teyzem Şükran ÖZTUĞ (DEMİRTÜRK) 1942-1958 yılları arasında Kandıra'da birinci sınıf kadın terzisi olarak çalıştı. Sadece kadife yünlü ve ipek kumaş elbiseler ve gelinlik dikerdi. Üst düzey bürokrat hanımları ve varlıklı aileler, dikiş diktirirlerdi. Dayım Saffet ÖZTUĞ (ö.1981) Sıtma Savaş Sağlık Memuru idi. Teyzem Şükran, Kandıra'lı Jandarma subayı Kemal DEMİRTÜRK ile evlenmiş olup üç çocukları vardı. Dayımın çocukları İzmit'te çalışmaktadırlar. Kandıra'da bazı akrabalarımız, eski arkadaş ve dostlarım mevcuttur.

Kocaeli Kandıralılar Derneğinin 06 Nisan 2001 tarihinde Antikkapı'da geçekleşen toplantısında "Tarihi seyir içersinde Kocaeli ve Kandıra" konulu konferansı verdiğinizi biliyoruz. Kandıra ve yaşadığınız çevrede sosyal sorumluluk adına yaptıklarınız, yapmak ve katkı vermek istedikleriniz veya öncelikle yapılmasını düşündüğünüz çalışmalar nelerdir?

Annem Ferhunde Hanımı 5 Nisan 1995'te kaybettim. Yönümüz İstanbul'dan anne memleketi Kandıra ve baba memleketi Adapazarı'na yöneldi. 1995'te Sakarya Üniversitesi'nde görev aldım. Bu arada Kandıra ve Adapazarı bölgesi tarihini arşivsel tarihler ile araştırmaya başladım. Engin ve zengin, derya gibi haşmetli Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden nice belgeler çıkardım. İzmit ve Adapazarı'nda yayınlanan bazı dergi ve gazetelerde, Kandıra Meslek Okulu'nun dergisinde yazılarım basıldı. Ayrıca, Kocaeli Tarihinden Sayfalar, İzmit 2000 ve Kocaeli-Sakarya Tarihinden, İzmit 2004 adlı iki kitabım yayınlandı. Kandıra'nın yetiştirdiği Osmanlı döneminde ilk ve tek paşa olan Kandıra'lı Mehmet Paşa hakkında da belgesel bir kitabım yayınlanmayı beklemektedir. Mert, dürüst, vatansever bir er kişidir bu Kandıra'lı Paşa.

Zengin bir kişi olsaydım Kandıra'ya fabrika yapardım, okul açardım, kütüphane, huzur evi kurardım. Devlet memuru olarak, sınırlı imkânlarla, bir tarihçinin yapabileceği en güzel şey bölgesinin, kentinin, kasabasının tarihini araştırmak, geçmiş insanlarını ve olaylarını gün ışığına çıkarmak ve onları hayırla yâd etmektir. Bu çerçevede ben de 1997'de 1944-1945 tarihli "Kandıra Temettuat Defterlerini" arşivden fotokopilerini almıştım. 10 yıl sonra onları yayına hazırlamaya başladım. Kocaeli Valisi Gökhan Sözer'in himmetleri ile kitap olarak ortaya çıktı. Kandıra merkez ve köylerinin şimdiki yaşayanları, adları, lakapları, meslekleri, mal varlıkları, hayvan varlıkları, verdikleri vergiler ile aile büyüklerini, atalarını ve 160 yıl önceki dedelerini öğrenmiş oluyorlar. Bu da benim için güzel bir gurur kaynağı olmuştur. Kandıra Osmanlı döneminde 600 yıllık kasaba idi. Bir büyük idealim de şudur: Osmanlı arşivlerinde Kandıra ve bölgesine ait, yüzlerce, binlerce, onbinlerce belgeler var. "Kandıra ve Çevresi Osmanlı Arşiv Belgeleri Kaynakları" adı altında şöyle 20 ciltlik, bir külliyat vücuda getirmek niye mümkün olmasın? Arşivler üstadı Atilla ÇETİN için bu hiç de zor ve güç bir çalışma değildir. Yalnız yetkili kişilerin ve bazı kurumların kişileri ve özelliklerini tanıyıp, teşvik, takdir etmeleri gerekir gibi düşünüyorum. "Marifet, iltifata tabidir." Demiş büyükler. Bu da büyük bir idealimdir. Konuyu büyük çaplı düşünmek zorundayız.

Bir idealim de şudur: Nasıl gerçekleşir bilemem. Kendi maddi olanaklarımla Kandıra'da benim veya annemin adına bir eski Kandıra evi satın alıp, restore ederek bir yerel müze haline koysak. Kandıra giyim kuşamları ile tezyin etsek. Tüm kitaplarımı o müzeye bağışlasam. Bu anlaşma ile Kandıra Belediyesi veya Kültür Bakanlığına bağışlayıp, yaşadığımız sürece o müze ile ilgilenmek. Kandıra'da "Prof. Dr. Atilla ÇETİN Tarih, Etnografya ve Kültür Müzesi" olsa hiç de fena olmaz gibime geliyor. Takdir sizlerin. Kandıra'da Ferhunde Çetin Müzesi" de olabilir.

Sosyal çevreniz, üyesi bulunduğunuz ve yöneticilik yaptığınız organizasyonlar

Osmanlı Arşivlerinde yetiştirdiğim ve yöneticilik yaptığım için Japonya'dan ABD kadar Osmanlı Arşivlerinde araştırmalar yapmış yerli-yabancı araştırmacılar, akademisyenler beni iyi tanırlar. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı'nda, Türk Arşivciler Derneği'nde ve başka derneklerde faaliyetlerim vardır. Bursa Araştırmaları Vakfı'nda v.b.

Bir insan olarak hepimiz faniyiz ve birer kuluz. Allah'a iyi kulluk görevimizi yapalım. Dünyada bir iz ve eser bırakmak gerekir, kişinin gücüne, yeteneğine göre. Mevki, rütbe, zenginlik, güzellik, şatafat hepsi gelip geçer. Nice insanlar gelmiş geçmiş ve unutulmuştur. Onun için yaptığımız hayır eserleriyle, kitaplarla, vakıflarla veya anılarda baki kalalım yaşayalım. Hayırla yad edilelim. Yani kısaca ömrü boşa geçirmeyelim, çevremize, insanlığa faydalı, yararlı olalım. İz, eser bırakalım derim.

Hocam son bir söz

Görgü ve asalet asla para, pul ile satın alınmaz, atalardan gelenlerden geçer ve baki kalır. Asil olan, asla görgüsüz olmaz.

Bu yazı en son 21 Mart 2009 tarihinde güncellenmiştir.