ŞEHİT DEDELERİMİZLE

Adem Arı Akademisyen | 20 Kasım 2012 | Güncel

I.KISIM

Kocaeli Kandıralılar Derneği olarak Kurban Bayramı öncesinde Çanakkale'de idik. Şehit dedelerimizi ziyarete gittik. Dönüş yolculuğunda bulunduğum otobüs dernek sorumlusu arkadaşım katılan arkadaşlara teşekkürün ardından beni bir tarihçi olarak gezi hakkında değerlendirmede bulunmak ve genel bir toparlama yapmak üzere mikrofona davet etti. Bu okuyacağınız metin otobüste yapmış olduğum genel değerlendirme konuşmasıdır:

Değerli Kandıralı Hemşehrilerim,

Bugün hayatımızda unutamayacağımız bir gün yaşadık. Çanakkale şehitlerimizi ziyaret ettik. Bu bir gezi değil ziyaret programı idi. Öncelikle bunun bilincinde olalım. Onlara "Allahaısmarladık" diyor ve dönüyoruz. Allah razı olsun alan kılavuzu arkadaşlarımız masal tadında bize gerçeklerden bahsettiler. 

"Anlat bana bir parçacık ecdadımı anlat.

Muhtacım o efsaneye tarihe masal kat...

Onlar bize gerçeklerden söz ettiler. Tarihimiz hep böyle başkalarına masal gibi gelen kahramanlık destanları ile doludur. 

Onlar mutlu insanlar. Çanakkale mutlulukların yaşandığı yer. Mutluluk sadece yeme, içme, evlenme, eğlenme ile olmuyor. İnsanlar cephede de mutluluğu yaşayabiliyorlar. Bir Çanakkale şehidimizin annesine yazdığı mektuptan mutluluk ifadeleri; 25 Nisan çıkarması öncesi bir bahar günü asteğmen olan askerimiz çayını içerken askerleri derenin kenarında çamaşır yıkamaktadır. Ekinler bahar rüzgarı ile eğilip kalkmakta, gölgesinde oturduğu ağaçta  kuş ötmektedir. Bu arada askerlerinden biri güzel sesi ile ikindi ezanı okumakta iken ekinler secdede kalmış, kuş ötmesini kesmiştir. Komutan da abdestini alıp askerleri ile birlikte cemaat olmuş namaz kılmıştır. Namaz sonrasında duasını bitiren gencimiz annesine; ..diyerek dua ettim. Artık benden mutlu insan olamazdı diyerek mutluluğunu annesi ile paylaşmıştır. 

İşte Çanakkale'den bir mutluluk tablosu. Şehitlik bizim mutluluğumuz. Bir yazarımız İstanbul'un fethinde şehit olup da İstanbul mezarlıklarında yatan şehit askerlerimiz hakkında yazmış olduğu kitabının ismini "İstanbul'un Mutlu Askerleri" ismini koyuyor.

Çanakkale nelerin zaferi? İmanın, bilimin, tekniğin zaferi. Az önce alan kılavuzu arkadaşlar Seyid Onbaşı'dan söz ettiler. Seyit onbaşı kaç metreden Ocean gemisini vurdu? Genellikle Seyid Onbaşı'yı Boğazda önünden 4-500 metre uzaklıktaki gemiyi vurmuş gibi anlatırlar. Arkadaşlar Seyid Onbaşı'nın Ocean gemisini vurduğu mesafe en az 5 kilometre. Hem de bu mesafeden kendine doğru dik konumda olan yani bir çizgi halinde olan gemiyi vurdu. Yanlamasına açık bir kütle halinde olan gemiyi değil. Seyid Onbaşı imanı ve Allah'ın verdiği güçle 276 kiloluk mermiyi sırtlayıp topun ağzına verdi. Ancak mesele sadece mermiyi sırtlamakla kalmıyor. En az 5 kilometre mesafeden isabetli atış yapmak için topçuluk deneyimine, matematik bilgisine ihtiyaç var. Türk askeri çok iyi eğitilmiş çok iyi teknik bilgilerle donatılmış idi. Aynı zamanda Nusrat mayın gemisinin Karanlık Liman'a döktüğü mayınların döşeme tarzı dünya denizcilik tarihi açısından önemli bir teknik bilgi işidir. Bütün mayınlarla taarruz yapan gemiler hedef alınırken Yüzbaşı Hakkı Bey mayınların Karanlık Liman'a dönüş manevrası yapan gemileri hedef alarak dökülmesini sağlamıştır.

Çanakkale; her gruptan, her düşünceden, her fikirden, her meslekten, her branştan insanın çok şeyler bulabileceği zenginliktedir.  

İlahiyatçılar için Çanakkale'de dinin evrenselliğine örnek bulmak mümkündür. Bu sırada yolculara "Çanakkale'de dinin evrenselliğine ne gibi örnek gösterebiliriz" diye sorduğumda aldığım cevap "ezan" oldu. Çanakkale'de okunan ezanlar Cumhuriyet tarihimizde bir dönemde olduğu gibi Türkçe okunsaydı İngilizlerin, Fransızların sömürgelerinden getirttiği Müslümanlar karşılarında Müslüman Türk kardeşleriyle savaştırıldıklarını nasıl anlayacaklardı?

Çanakkale için Avustralya'dan Yeni Zelenda'dan gelen ANZAK'ların bir millet bilincine ulaşmasını sağladı deriz. Sadece ANZAKlar mı? Biz Türkler de Çanakkale'de bir millet olduğumuzu fark ettik. İki sene önce Balkan savaşlarında Türk milleti yoktu ancak Çanakkale'de Türk milleti vardı. Çanakkale'de Türk milleti olarak mücadele ettik. 

Eğer milleti kan bağı olarak tanımlarsanız Türk milleti Çanakkale'de dökülen ortak kandır. Mustafa Kemal Atatürk de milleti "Türkiye cumhuriyetini kuran halka Türk milleti denir" diyor. Çanakkale aynı zamanda Milli Mücadelemizin de ilham kaynağıdır. 

Çanakkale'de kimler savaştı? Kimler Türk milletine yardım etti? Alçıtepe köyünde müzeleri gezdik. Mehmed İhsan Gençcan'ın müzesinde Yarbay Hasan Bey'in şehadetini okudunuz. Orada özet halinde yazılmıştı. 

Yarbay Hasan, Seddülbahir köyünden askerleri ile geçerken köy çeşmesi yanında açlıktan derisi kemiklerine yapışmış hastalıklı bizim Kandıra deyimiyle giciklenmiş bir köpeğe rastlar. Çeşme başındaki kadınlar yanlarına sokulmaya çalışan bu köpeği uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Bu manzarayı gören Hasan Yarbay köpeği alır uygun bir yerde temizler ve birliğine götürür. 

Askerler bu köpeğe "Canberk" adını vermişlerdir. Köpek, geceleri birliği baskınlardan korumaktadır. Fransızlarla yapılan bir mücadelenin ardından Hasan Yarbay birbirine karışmış bizim şehitlerimizle Fransız ölüleri arasında kımıldayarak hayat belirtisi gösteren bir Fransız'ı fark eder. Yardım etmek amacıyla askeri omzundan tutup çevirdiğinde Fransız askeri hançeri ile Yarbayı yaralar. Ağır yaralı Yarbay bölük imamından başında kuran okumasını ister. Kur'an okunurken Yarbay askerlerine birden kendisini ayağa kaldırmalarını ister. Kalktığında kapıya doğru yönelerek; "Niye zahmet buyurdunuz Ya resulullah" diyerek hayata gözlerini yumar.  

Peygamberimiz de oradaydı. Allah Çanakkale'de hayvanları da yardıma gönderdi. Bölüğü gece baskınlarından koruyan Canberk bunlardan biriydi. 

Bir diğeri de bir "at";

Savaş olanca yoğunluğu ile devam etmektedir. Askerimiz mevcud topların yetmediği yerde soba boruları dizerek top görüntüsü vermiştir. Ancak sahte soba borusundan toplara değil gerçek toplara ihtiyacımız vardır. Cepheye yeni toplar gelmiştir. Bunlardan biri Hulusi Yüzbaşı'nın birliğine düşmüştür. Ancak topu alıp birliğe götürmek için yol problemi vardır. Mevcud yollar İngiliz uçakları tarafından kontrol edilmektedir. Orman içinden, patikalardan geçmek zorundadırlar. Hava yağışlıdır. Atların çektiği top arabası çamurlara bata çıka ilerlemektedir. Ancak bir yere gelinmiştir ki arabanın tekerleri iyice çamura saplanmış bütün zorlamalara rağmen yola koyulmak mümkün olmamaktadır. Bir yandan; Yüzbaşı Hulusi Bey ve askerleri öbür yandan atlar kan ter içinde kalmışlardır. Yüzbaşı ve askerleri çaresizlik içinde göz yaşlarına boğulmuşlar kimbilir atlar da bu gözyaşlarına iştirak etmektedir. Bir ara Yüzbaşı Hulusi atın birinin boynuna sarılarak gözyaşları içinde kulağına bir şeyler fısıldar. Son bir gayretle at olanca gücünü verir ve top arabası saplandığı çamurdan kurtulur, bütün askerlerin üzüntü gözyaşları sevinç gözyaşlarına dönüşür ancak atın gözlerinden yaş akmamaktadır. Çünkü son bir gayretle hamle yapan at çatlamış ve olduğu yere yığılıp kalmıştır. 

(Otobüsümüz Gelibolu İlçesinde bir peynir helvası imalatçısı ve satıcısının önünde durduğunda konuşmamı bindiğimizde devam ettirmek üzere kestim)

II.KISIM

Herkes oradaydı. Çanakkale'de idi.  Bu arada otobüsde üç büyük takım taraftarlarını sordum; Fenerbahçeliler, Galatasaraylılar Beşiktaşlılar.   Ben ise hem Galatasaraylı, hem Fenerbahçeli aynı zamanda da Beşiktaşlıyım. Neden mi?

Bilir misiniz bu üç büyük takımımızın büyüklük unvanlarını nereden aldığını? Çanakkale ve de Milli Mücadelemizdeki kahramanlıklarından. Onun içindir ki öğrencilerim hangi takımı tutuyorsunuz? Dediklerinde verdiğim cevap; her üç takım taraftarlarını da memnun edici olmaktaydı. Benim bu tavrımla öğrencilerime tatlı rekabeti aşılamayı da hedefliyordum.

Galatasaray Lisesi öğrencileri Çanakkale'de. Bir gazimiz anlatıyor:

Cepheye yeni askerler gelmişti. İçlerinde üç tane çocuk vardı.Galatasaray Lisesi öğrencileri idi.Cıvıl cıvıl neşe doluydular. Akşamleyin gelen bu çocuklara silah kullanması gibi birtakım talimler yaptırdım. Sabahleyin gün çatışmalarla gerçek yüzünü gösterdiğinde bir ara baktım akşamleyin pür neşe olan bu yavrucaklar, savaş gerçeği karşısında bir köşeye büzülmüşler tir tir titriyorlardı. Kendilerine şöyle bir baktığımda içlerinden biri hafif bir mırıltıyla başlayan gittikçe yükselen bir sesle 

"Annem beni yetiştirdi bu vatana yolladı

Al sancağı teslim etti Allah'a ısmarladı.." 

marşını söylemeye başladığında diğerleri de ona katıldı. Hep birlikte siperden öyle bir fırladılar ki birkaç dakika sonra her üçünün cansız bedenleri siperlerimize düşüverdi.

Beşiktaş kaptanı Kazım Çanakkale'ye gitmiştir. Meşhur birisi olduğu için komutan; "Kazım benim emirerim ol" teklifinde bulunur ancak Kazım; "Hayır komutanım, ben sporcuyum cephede bu milletin benim gibi sağlam atletik yapılı askerlere  ihtiyacı var, ben cepheye gitmek istiyorum" der ve cepheye gider. tek bir neferi kalmamacasına bütün askerleri şehit olan 57. alayın askerleri içinde yer alır.

Fenerbahçeli Arif; cephededir. Savaşın olmadığı zamanlar komutanlarından izin alır her hafta sonu Fener maçlarına gelerek çocuklardan oluşan takımda oynar ve maç biter bitmez atıyla 20 küsur saatlik yola tekrar koyulur. Arif'e Çanakkale'de şehitlik nasib olmamıştır ama Kurtuluş savaşında şehit edilmiştir.

Öncesinde Fenerbahçe kulübü başkanı; "herkes Çanakkale'ye" dediğinde Nuri gelmek istemediğini söylediğinde Başkan; "ya cepheye yada Fenerbahçe'den dışarıya" der bunun üzerine Nuri Altınordu takımına gider, çünkü Altınordu İttihatçıların koruması altındadır. Altınordu takımı bu yüzden halkın gözünde büyük olamaz.

Hemşehrilerim Çanakkale'yi gezerken Kabatepe civarında bir tabela dikkatimi çekti. "Barış Parkı" ne barışı yahu. İngilizlerle mi, Fransızlarla mı? Efendim; Çanakkale centilmenlik savaşıymış. Hayır, Çanakkale İngilizlerin gerçek yüzlerini gösterdiği yer. Centilmenlik diye anlatılanlar İngilizlerle değil, onların sömürgelerinden getirttiği askerlerle yaşanmıştır. İngilizler ellerindeki Türk esirleri diri yakmışlardır. Hatta bir savaş mahkemesinde İngilizlere neden dom dom kurşunu kullandıkları sorulduğunda " Evet kullandık, ama onlar insan mı ki?" Cevabını pervasızca verebilmişlerdir. 

Hadi Türkler insan değil ya kendi askerleri? Zığındere Sargıyeri hastanesi İngilizler tarafından bir hafta on gün boyunca ateşe tutulmuş binlerce yaralı Türk şehit edilmiş. Türklerle birlikte birkaç bini bulan Türklerin yaralarını sarmak için getirdiği İtilaf askerleri de İngiliz ateşi ile öldürülmüştür. 

Hatta İngilizler, Türklere kan kusturan OBÜS toplarını Kızılhaç bayrakları altına gizleyerek ateş etmişlerdir. İngiliz subayları kendi yaralılarını getiren Türk askerlerini de öldürmüşlerdir. Çanakkale Türkler savaş namusuna saygı gösterirken İngilizler savaş namussuzluğu yapmıştır.

Yazı dizimiz Çanakkale'nin farklı boyutlarıyla inşallah devam edecek.