BİR TARİHÇİNİN ANILARI:

Prof.Dr Prof. Dr. Atilla Çetin | 29 Eylül 2011 | Güncel

1883 Yılında kurulan ve 2011'de 128.kuruluşunu görkemle kutlayan, haşmetli Bursa Erkek Lisesi'nde 1959-1961 yılları arasında lise 2. ve 3. Sınıfları okudum. Lise 1.sınıfı ise, 1958-1959 öğretim yılında Adana Erkek Lisesinde okumuştum. Babam Mehmet Tevfik Çetin'in 1959 Haziranında Adana'dan Bursa'ya tayini çıkınca, ben de naklen 1959 Eylülünde Bursa Erkek Lisesi'ne kayıt oldum. Bursa Veteriner Müdürlüğünde görevli babamın meslektaşları '' Bursa Erkek Lisesi Adana Erkek Lisesi'ne benzemez. Burası zor, disiplinli, kaliteli bir lisedir. Bakalım görelim'' demişler. Ben iyi ve çalışkan bir öğrenci olarak, lise 2 ve 3'ü Bursa Lisesi'nde takıntısız olarak bitirince, yine babamın daire arkadaşları "senin oğlunda iş varmış" diye takdirlerini bildirmişler. Haziran 1961'de liseden mezun oldum. Eylül 1961'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü kazandım. Yatılı olarak sınavla Çapa yüksek Öğretmen Okulu'na girmeye hak kazandım. Bu seçkin ve güzide öğretmen okulunda mesleki dersleri okudum. Fakültede de, Tarih bölümü derslerini büyük ve ünlü üstat tarihçilerden öğrendim.

    Liseye giderken Maksem Mahallesi'nde oturduk. Lise evimize yakındı. Yürüyerek gider, gelirdim. Bazı hocalarımız Maksem Mahallesi'nde otururlardı. Bursa Erkek Lisesi'nden mezuniyetimin 50. Yılında ders gördüğüm, istifade ettiğim, çoğu beka âlemine göçmüş, hocalarımı anıları ile, gönlümde yer tutan özellikleri ile, izlenim ve gözlemlerimi bu yazımda aktarmak istiyorum. Hocalarımız bölümünde iyi yetişmiş bilgili, kişilik ve erdem sahibi deneyimli, olgun, kibar, gönüllü, espri ve nükte sahibi muhterem ve muhteşem insanlardı. Lisemin ünlü olmasında, disiplini, öğretim düzeyinin yüksek olması yanında, yönetim kadrosunun mükemmeliyeti ve tabii hocalarımın yüksek kalitesi etkili unsurlardı.

Benim okuduğum zamanda iki müdür vardı. Şevki Altındağ (sonra Kıbrıs'a gitti) ve Kemal Yener.

Şimdi okuduğum  ünlü hocalarıma geçeyim:

Tarihçi Fatma Zehra Yazıcıgil: (lakabı: Fatma Nine veya Nine Zehra derlermiş);

Olgun yaşta tarihi hazm etmiş, severek ve şevkle bildiklerini aktarmaya çalışırdı. Tarihi adeta sınıfın içine sokardı. Tarihi yaşayarak ve yaşatarak duygu ile anlatırdı. Kendinizi bir anda Plevne siperlerinde, bir anda Çanakkale'de savaşıyor gibi hissederdiniz. Bir tarih ruhu ve candı Fatma Zehra hoca. Tarihçiliği çok severdi. (Aile Terbiyesinin)  çok önemli olduğunu söylerdi. Papazlardan Fransızca dersi  almış gençliğinde. Yunanlıların Bursa'yı işgal zamanını iyi bilirdi. "Yunanlılar Bursa'da 2 yıl, 2 ay, 2 gün işgalci olarak kaldılar" sözünü hiç unutmam. Dernek Başkanı Recep Cenkçiler'den öğrendiğime göre, 1320/1904 Selanik doğumlu imiş.7 Ekim 1973'te Bursa'da vefat etmiş. Babası Raif Fehmi Efendi olup, ilkokulu, liseyi Bursa'da okumuş. Hukuk Fakültesi mezunu.1969'da liseden emekli olmuş, yeğeni BUSKİ'nin eski Genel Müdürü Engin Doyuran'dan teyzesi hakkında bir fotoğraf ve yarım sayfa kadar biyografik not, ısrarla birkaç kez istememe rağmen vermedi. "Bizde yok" dedi.  "Okulun arşivinden bulun" dedi. Hayret ettim, kaldım. Fatma Zehra Hanım Bursa'da " Rehber-ı Tahsil" adlı özel bir okul açmış ve işletmiş. Mimar Yazman Bedikler'in annesi Meliha Hanım bu okuldan mezunmuş.  Bu okulun arşivi Almanya'da bulunan bazı kişilerde imiş.
50 yıl sonra bir öğrenci çıkıyor, vefatının 38. Yılında Fatma Zehra öğretmeni anmak, tanıtmak, tanımayanlara duyurmak istiyor. Akrabaları yardımcı olmuyorlar. Pes doğrusu. İşte böyle bir toplum olmuşuz. Fatma Zehra hocamı iki anımla hayır ve rahmetle anıyorum.

Anı 1 : Lise 2.sınıfta "Bursa'nın Tarihi Eserleri" üzerine önemli bir ödev vermişti. Ben de güzel ve ayrıntılı bir ödev yapmıştım.1961 Eylülünde Çapa İstanbul Yüksek öğretmen okulu yatılı sınavına girince, bu ödevin çok hayrını gördüm. Jüride Niyazi Akşit, Mesut Talaslıoğlu, Faik Binal, Çağatay Uluçay gibi ünlü üstatlar vardı. Nereli olduğumu sordular, Bursa deyince, Bursa'nın tarihini, eserlerini, hisarı, ilk Osmanlı beylerini, camileri vb. sordular. Ödevden bildiklerimi bülbül gibi anlattım. Sevindiler. Galiba 2. veya 3. Olarak sınavı kazandım. Hocamın lise 2. de yaptırdığı ödevin hayrını Yüksek Öğretmen Okulu sınavını kazanarak gördüm. Çok sevindim. O güzide öğretmen okulunda okudum. Hocama minnettarlığım daima bakidir. Ödevi başka bir yerde işe yaramıştı.

Anı 2: 1965 Mayıs ayında mesleki stajımı Fatma Zehra hocamın yanında asistan gibi, bir ay süreyle Bursa'da staj yaptım. Mutluluk duydum. Bu deneyimli hocadan yararlandım.
Resim ve Sanat Tarihi Öğretmeni Müeyyet Dinçol;
Evi Maksem Dereboyu'nda birbirine benzer ikiz evlerden biriydi. Hala duruyor, sahibi değişmiş. Ben oradan geçerken, daima hocaya kalbi selamımı veririm, anarım. Lise 2. Sınıfta Sanat Tarihi dersimize girmişti. İyi ve kuvvetli resim öğretmeni olduğunu duyardım. Akademiye ve Mühendisliğe gireceklere daha lisede iken, teknik resim çizmeyi öğretirmiş. Haluk, cana yakın, babacan, sohbet ehli, bilgili bir kişiydi. Bursa'nın tarihi birçok eserlerini onun sayesinde öğrendik. Alan araştırmaları için de bizi gezdirirdi.

Psikoloji ve Felsefe öğretmeni Kazım Baykal (lakabı: Saksağan);

Lisenin en ünlü ve seçkin öğretmenlerindendi, Namı ve şanı büyüktü. Araştırmalar yapmış, kitaplar yazmıştı. İlahiyat kökenli idi. Bursa'nın eski mimari eserlerinin ihyası, onarımı ve bekası için kurduğu "Eski Eserleri Sevenler Derneği" ile görkemli hizmetler yapmıştı. Yabancı araştırmalar ile de ülfeti vardı. Üftade hazretleri hakkında önemli bir doktora hazırlayan ve arşivde sıkça gördüğüm, konuştuğum Dr. İren Steinher Beldiceanu'yu lise yılında Kazım hocadan duymuştum. Kazım Baykal bilgili, otoriter, sert görünümlü dolgun bir öğretmendi. Kürsüye oturur ve kalkmazdı. Zayıf uzun boylu ve atletikti. Çalışkan bir insandı. Saygı uyandırırdı. Olgun tavırları ve dolgun kafası olduğu hemen anlaşılıyordu. Lise 2'de psikoloji, lise 3'te felsefe dersi okudum kendilerinden. Lise son sınıfta "tarih" veya "felsefeyi "seçmek hususunda hayli tereddüt yaşadım. Her iki dersimde iyiydi. Üstadın etkisi üzerimde fazlaydı. "İyi bir felsefeci olmak, Kazım Baykal gibi". Sonra "tarih" te karar kıldım. Hata mı ettim acaba? Hala sorumu çözebilmiş değilim. Kuvvetli, kudretli bir hocamızdı. İnsan yaptıkları eserleri ile anılır. Yaptıkları , yazdıkları ortada. Verimli başarılı geçmiş bir uzun ömür. Ne mutlu örnek alınacak çok ve anlamlı yönleri var anlayana.

Tarih öğretmeni Yılmaz Boyunağa (Lakabı Yılmaz Abi);

Lise son sınıfta 6 Edebiyat /C sınıfına tarih dersine 1960'da İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu mezunu genç bir öğretmen gelmişti Yılmaz Boyunağa. Yüksek Öğretmen Okulu'nun varlığını ben ve bazı arkadaşlarımız ondan öğrendik, heveslendik ve bizde o okula girdik. Esmer babacan, biraz yaşını almış, saçları önden dökük biriydi. Bizim Maksem Mahallesinde otururdu. Sonra uzun süre Samsun Eğitim Enstitüsü'nde çalıştı. Tarihi kitaplar romanlar yazdı. Adını duyurdu. Biz ilk öğrencileri idik meslek hayatında. Okul çıkışı ben şimdi Bursa'da ünlü kalp hekimi Dilek Kaya ve Yılmaz hoca birlikte Maksem camiine doğru sohbet ederek çıkardık. Dilek Kaya ile lise 2'de 5 Edebiyat C'de aynı sınıfta okuduk. O 3.sınıfta Fen şubesine geçti. Muhasebe Müdürünün oğluydu. Fen derslerinin müsveddesi için güzel ince beyaz, sarı, pembe pelür kâğıtları kullanırdı. Resmi kalemleri de.

Fransızca Öğretmeni Salim Dündar (Lakabı :Torşon (Fr. Tahta silgisi);

Lise 2 ve 3. sınıflarda Fransızcayı Sorbon mezunu bu mükemmel hocadan okudum. Mesleğinin zirvesindeydi. Fransızca grameri, tercümeyi pek mükemmel şekilde öğretirdi. Üniversite ve sonrasında, Salim hocamdan öğrendiğim Fransızca sayesinde hiç sıkıntım olmadı. Doçentlik dil sınavını da ilk girişte yüksek bir puanla kazandım. Fransa'ya gittiğim de hiç zorlanmadım. Bunu temelini sağlam kuran Salim hocama borçluyum. Esasında, Salim hocamızın mükemmel dil öğretme metodu yatıyordu. Avukat Özer Mancınıkçılar Fransızca sınıfının birincisi idi. Ben ve birkaç arkadaş ondan sonra ikinci sıradaydık. Daha sonra diğerleri gelirdi. Hocamız hepimizin seviye ve derecemizi iyi bilirdi tanırdı. Zaman zaman "Türkçenizi iyi bilmiyorsunuz, ana dilinizi iyi bilmeden yabancı dili iyi öğrenemezsiniz" derdi. Okuduğumuz Fransızca parçalar ile ilgili çok güzel yorumlar ve konuya uygun hikayeler anlatırdı. Bir Fransız ve İngilizin arkadaşlığına, yardımlaşmalarını içeren öyküsünü hiç unutmadım. Galiba kendisi köy çocuğuydu. Fransa'da büyük bilginler yetiştiren (Ecole Normale Superieur'e - Yüksek Öğretmen Okulu) girmek istemiş olmamış, Sorbonne'da okumuş. Yabancı dil öğrenmenin zor olmadığını sadece iyi usul ve metot ve bir yol gösterici rehberin gerektiğini ben Salim hocamdan öğrendim. Mekânı cennet olsun. Derste herkese soyadı ile hitap ederdi. Bana (Çetin) dediği gibi Lakabı "Tahta silgisi" anlamına gelen "Torşon"du. Galiba bir zamanlar kelimeyi çok kullanırmış örnek verirken.

Cebir, Matematik ve Astronomi öğretmeni Şevket Ertunga (Lakabı: Çamur) ;

lise 2'de cebir, lise 3'te astronomi okudum Şevket hocadan. Bizim zamanımızda bembeyaz saçlı, tıknaz, orta boylu, kırmızı yüzlü, ellerini pek oynatmayan, yanına yapışık gibi tutan, siyah tahtayı dersi gereği çok iyi kullanan, çarpıcı namı ve şöhreti kendisinden önce giden, öğrencilerin korkulu rüyası üstat bir hocaydı.1937'lerde babam ününü Adapazarı İzmit gibi, civar illerde tanındığını söylerdi. Tahtaya kalkan ürkek öğrenci, şaşalar, aptallaşır, bildiğini de unuturdu. Matematik ve cebirin şahı bir öğretmendi. Velhasıl Adana Erkek Lisesi birinci sınıfta cebir matematik dersini öğretmen olmadığından görmemiştim. Belki korkudan belki hocanın şanında  şevkle, hırsla çalıştım. Özel hocadan ders aldım. Zorlamasız derslerimiz vasat derecede geçtim. Astronomi dersini de güzel anlatırdı.

Coğrafya öğretmeni Halil Ovalıoğlu (Lakabı:  İmam);

Maksem mahallesinde oturan, olgun, kamil, çelebi, dini duyguları ve inancı kuvvetli, efendi muhterem bir öğretmendi. Yurtseverdi. Öğrencilerine vatanseverliği aşılardı.2 yıl kendisinden coğrafya dersi okudum. Dersi iyi dinlememe, iyi not almama ve çalışmama rağmen 5 veya 6'dan fazla not alamadım.7 veya 8 aldığım nadirdi. Buna hayret ederdim. Rasim diye bir arkadaşım iyi not alırdı. Ona sordum "yahu cevapları nasıl yazıyorsun" diye. Rasim sonra coğrafyacı oldu. Lise sonrasında hocam ile semtimizde karşılaşır ve kısa sohbetler ederdik.
   Halil Ovalıoğlu kayıtlara göre İstanbul 1916 doğumlu olup, babasının adı Mehmet'ti. İstanbul Yüksek Muallim Mektebi mezunu idi. Bursa lisesinde göreve 1938'de başlamıştı.1969'da emekli olmuş. Zeki, cin gibi küçük parlak gözleri vardı. Resimleri bunu yansıtıyor. Derste elleri arkasında dolaşırdı. Son yıllarda üzüntülü idi. Bunu bana birkaç kez rastladığımda içten anlatmıştı. Tek kızı Kandıra hakimi veya savcısı ile evli imiş. Doğum sonrasında hekim içkili olarak ameliyata girmiş ve bıçağı atmış. Kızı doğum sonrasında ölmüş. Hoca ellerini birbirine vura vura ah ede ede, derinden kalbinden üzülerek bunu anlatıyordu. Ciğer paresini, nev-civanını kaybeden biry vicdanlı, Müslüman babanın ıstırabı. Bende çok üzüldüm ve duygulandım. Bu olay dev gibi Halil hocamızı yıkan, perişan eden bir durumdu. Son yıllarını galiba bu hüzün ve yıkım ile geçirdi. Dini duyguları, vatanseverliği, ülküsü yüksek kuvvetli, kıymetli bir zattı. İngilizlerden, İngiliz emperyalizminden Türkiye'nin çektiklerini, ıstıraplar sıkça yana yakıla anlatırdı. Sınıfta sıralar arasında gezerek ders anlatırdı. İki elini birbirine iç içe vurması da ünlüydü. Heyecanlıydı, bilgiliydi. Ne de olsa "Yüksek Öğretmen Okulu" çıkışlıydı. Aynı ocaktan yetişmiştik. O 1938 mezunu ben 1966 Şubat. "Gâvurdan dost, domuzdan post olmaz" derdi. Öğrencilerine yurt ve vatan sevgisi aşılarlardı sürekli. Ruhu şad olsun.

Biyoloji Öğretmeni Mübeccel Kızılören (Lakabı:  Kara kız);

Lise 2'te biyoloji dersini okudum. Hafif esmer, kurumlu, kendine güvenli, bekar, orta yaşlı (35-40), mesleğinin ehli, iyi bilen, taviz vermeyen, disiplinli bir öğretmendi. İlk derslerinde birinde "Ben bu sınıfın havasını beğenmedim "demişti. Bu sınıf 5 Edebiyat E idi. Tarihi binada alt katta arka bahçeye giden yol üzerinde bir sınıftı. Derslerime çalışan bir öğrenciydim. Hiç sıkıntı çekmeden bu değerli öğretmenimden dersimi geçtim. Uzun yıllar yaşadığını duydum. Tekrar hiç görmedim.

Edebiyat ve kompozisyon öğretmeni Muzaffer Gürses (Lakabı: Muzaffer Abi, ağabey) ;  

Lise son sınıfta Edebiyat ve kompozisyon derslerimize geldi. Babacan olgun ve dolgun, bıyıklı iyi yetişmiş, değerli, Türkçeye iyi hakim, konulara iyi vakıf bir hocamızdı. Öğrencinin durumunu çalışmasına göre kanaat notu verirdi. Matematiksel alınan yazılı, sözlü veya ödev notuna, toplamaya, bölmeye pek değer vermezdi. Mesela not ortalaması 7 olabilir. Muzaffer hoca 8 veya 9 verebilirdi. Öğrencinin düzenli çalışması, sınıftaki performansı bu kanaat notunda etkili idi. Gerçek ve babayiğit hakiki bir öğretmendi. Karneme 8'den aşağı not gelmemiştir. Bilgin ve olgun bir insandı. Hayırla anıyorum Muzaffer Abiyi.

Beden Eğitimi Öğretmeni Nurettin Akdağ (Lakabı: Kotor);

Disiplinli, dersi gereği biraz sert, otoriter, babacan, bembeyaz formalarını giyinmiş, ağzında düdüğü arka bahçede öğrencileri koştururken daima canlı ve diri olarak hatırlarım. Hoş sohbet bir insandı. Yozgatlıydı. Meşhur kasadan atlayamamam bir sorun olurdu. Neyse sonunda bu dersi ucu ucuna, alt notlarda olsa geçerdim. Sonra İstanbul'da emekliliğinde kendisi ile karşılaştık. Laleli'de oturuyorlardı. Biz de Yusuf Paşa'da. Hanımı Güzin Öğretmen, kız kardeşim Aylin'in Bursa Kız lisesi ortaokul bölümünden Nakış-Dikiş öğretmeni idi. Ailece gidip, geldim. Hoş sohbetlerimiz oldu. Kabataş Erkek Lisesinden Sami İpekboyayanı (İngiliz öğretmen lisesi mezunu)da tanırdı. Güzin Hanım İzmit Maşukiye'li idi. Tek oğulları vardı. Güzin hoca emekli ikramiyesi ile oğluna ve gelinine daire satın alarak büyük fedakârlık yapmıştı. Kar, yağmur, emekle, zahmetle aldığı ikramiyesini oğlunun mutluluğu için vermekten çekinmemişti. Bu yaşlı insanların bekledikleri sadece saygı ve sevgi idi. Nurettin hocam beni evlendirmek için de çalıştı. Bir profesörün tarihçi kızını, yaşı yaşıma uygundu, tavsiye etmişler. Bir yağmurlu günde Nurettin hoca ile ta Kadıköy'den öteye bir lüks semte gittik. Tarihçi hanımefendiyi gördük. Gözü lüks ve şatafatta idi. Burunlu havalı birisiydi. Nasip olmadı. Hocamın bu fedakârlığını hiç unutamam. Hocamın vefatından sonra, Güzin hocam bayağı çöktü. Rahmetle anıyorum. Bir oğlu, bir torunu vardı. Güzin hocamın doğduğu evi Maşukiye'de gidip görmüştüm. Asil bir Çerkez'di. Sapanca gölüne nazır, tepede güzel bir yerdeydi. Bize evlerine gittiğimde lezzetli kurabiyeler yapardı Güzin hocamız.

Kimya öğretmeni Hicriye Bengü (Lakabı: Kıllı) ;

Lise 2'de beri süre Kimya dersimize geldi. Ciddi, otoriter, bilgili, konusuna egemen bir öğretmendi. Sonra trafik kazası geçirdi, gelemedi. Eşi mühendis Kemal Bengü sonra Bursa Belediye Başkanı oldu. Bursa'nın birçok sokaklarını, çıkmazlarını asfaltla ucuza kaplattı. Bursa yollarında yürümek çok kolaylaştı.
Resim öğretmeni Esat Bilenoğlu (Lakabı : Potuk) ;
Lise 2. Ve 3.sınıflarda resim dersimize girmişti. Sessiz sedasız pek sakin, efendi bir insandı. Derslerinde pek bir şey öğrenmedim. Bir insan yüzünü bile doğru dürüst çizemem. Fazla konuşmazdı. Öğrencinin resim yeteneğini ortaya çıkarmasını isterdi. Galiba çoğu sınıfta natürmort çalışırdık. Maksem caddesi üzerinde lisenin biraz altında müstakil evi vardı. Oğlu galiba Enis İstanbul Eğitim Enstitüsü Almanca bölümünde okuyordu. Ben Yüksek Öğretmen Okulu'nda okurken, o da orada okuyordu. Bazen konuşurduk, hatır sorardık. Maksem caddesinde evi duruyor. Oturan var mı yok mu bilmem.

Fizik öğretmeni Ziya bey, soyadını unuttum;

Maksem'de Sebeci çıkmazında 2 katlı müstakil evi vardı. Komşumuzdu. Gözlüklü, yanağının birinde şark çıbanı izi olan terbiyeli,  adaplı, galiba güneyli, dalgalı saçlı, çerçeve gözlüklü muhterem bir hocaydı. Kıbrıs lisesinde görev yapmıştı. Biri kız (Nihal) , biri oğlan iki küçük çocuğu vardı. Annem eşi ile görüşürdü. Zor olan fizik dersini çok güzel ve kolay anlatırdı. Güzel not tuttururdu. Açık, berrak, net anlatırdı. Notları çalışan tembel bir öğrenci bile rahatça fizikten geçebilirdi. Fizik dersim bu sayede iyiydi. Kalın gözlükleri vardı. Galiba gözlerinden rahatsızdı. Sonra Kız Lisesi'ne geçmiş. Bilahare evlerini satıp İstanbul'a göç etmişler. Eşini teyzesi bulmuş. Kalitesiz komşuların nazarı değdi bu aileye.
   Ben ders okumamama rağmen özellikle iki değerli hocadan daha bildiklerim, duyduklarım, gördüklerim ölçüsünde bahsetmek istiyorum.

Felsefe öğretmeni Malik Adalan (Lakabı: Bacak);

Kendisinden ders okumadım. Erkek Lisesinde öğretmen iken, sonra Kız Lisesi'ne geçmiş. Ben tanıdığımda emekli idi. Maksem Caddesi üzerinde solda, camiden biraz aşağıda evi vardı. Ufak tefek, kibar, nazik, çelebi bir zattı. Kendisiyle ve eşi Nazire teyze ile konuşurduk.2 veya 3 oğlu vardı. Birisi galiba denizci, diğeri akademi mezunu idi. Sonra evleri apartman oldu. Geçerken görürüm ve onlara gönül selamımı veririm. Kalem erbabı idi. Felsefe kitabı vardı. Bursa gazetelerinde uzun yıllar yazılar yazmıştır.

Biyoloji öğretmeni Mehmet Ertan (Lakabı: Mehmet Abi, Ağabey);

Kendisinden ders okumadım. Fakat okulda namı ve şanı meşhurdu. Diğer sınıf öğrencilerinden babacanlığını, değerini, yardımseverliğini duyardım. Bir resmi bayram günü Atatürk heykeli civarında resmi geçidi izliyorduk. Yanımızda bir teyze vardı. Konuşurken "oğlum lisede biyoloji öğretmeni, Mehmet Abi derler öğrenciler çok severler" dedi. Memnun oldum. Hocaya ilgim daha da arttı. Dikkatimi çekti, hep etrafında öğrencileri olurdu. Canlı, diri, neşeli, şakacı, hoş sohbet biriydi. Bir gün çok güzel, iyi giyimli birkaç endamlı bayan veya genç kızla lise bahçesinde görmüştüm. Çok iyi anımsarım, galiba yakışıklı adamdı. Yıllar sonra İzmir'de bir deprem olmuştu. Gazete haberlerine göre, bu depremde sadece Mehmet Ertan ve eşi vefat etmişlerdi. O zaman basında yazıldı. Çatı katında oturuyormuş. Şaştık, ruhu şad olsun.

Lise son sınıfta kimya dersimize, Fransa'da kimya tahsili yapmış genç, kilolu bir mühendis gelmişti. Ragıp Güven;

Edebiyat sınıfı öğrencileri bu öğretmeni pek hazmedemediler. Sınıfta gürültü oluyordu. Az ders işledik. Fakat fen sınıfı öğrencileri çok memnundular. Değerini anlamışlardı.

   İşte efendim, 50 yılın ardından, Bursa Erkek lisesindeki bazı hocalarım, gözlemlerim ve anılarımı son bir kısa anımla sözlerimi bağlıyorum. Lise son sınıfta birinci dönemde hiç iftihara geçen olmadı. Benim ve Karacabeyli Ahmet'in (sonra eczacı oldu) sadece Askerlik dersinden zayıflarımız vardı. Askerlik dersi zayıf olmasa ikimiz de iftihara geçecektik. İşte son ve buruk bir acı, elli yıldır hiç unutamadım.

Benim ders okumadığım fakat ünlü diğer bazı hocalar, Tarih öğretmeni Leman Onurkan (Lakabı Devlet) Edebiyat öğretmeni  Reşat Esmer, Almanca Öğretmeni Muhittin Temizer vb. haşmetli kapısından bahçeye girince, göze ilk çarpan görkemli bir imparatorluk eseri, kocaman taş binası ve ilim, irfan ve insanlık, erdem veren Bursa'nın mükemmel eğitim kurumundan yetişmiş bir hassas insanın duydukları, gözlemleri ve anıları.

İşte muhteşem, görkemli, efsanevi öğretmenler, beni ben yapan değerler zinciri.

Bu yazımın bir örnek, model olmasını amaçladım. Her lise mezunu ve hocaları için.


Saygılarımla.