Orta vadeli program

Cihat Kaymas Ekonomist | 19 Ekim 2011 | Güncel

GEÇTİĞİMİZ hafta ekonomi çevreleri tarafından merakla beklenen Orta Vadeli Program (OVP) Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan başkanlığında kamuoyu ile paylaşıldı. OVP' nin içeriği kadar yapılan açıklamalar da merakla takip edildi.

OVP' nin içeriğine değinecek olursak...

-Bakan Babacan Türk ekonomisinin dördüncü viteste gittiğini ve dünyada yaşanan ekonomik krizin kısa sürede çözüme ulaşamayacağını ifade etti. Avrupa ülkeleri arasında bir eşgüdümün bulunmadığına işaret ederek bunun krizin çözümünü geciktirdiğini belirtti.

-OVP' da Türk ekonomisine ilişkin yapılan açıklamalarda en dikkat çeken, kuşkusuz cari açığın gidişatı konusunda yapılan öngörüler. 2014 yılı sonuna kadar tahminlerde cari açığın kademeli olarak azalacağı ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla(GSYH) içindeki payının bu yıl sonundan itibaren azalarak 2014 yılı sonu itibariyle yüzde 7 olacağı tahmin ediliyor. Türkiye ekonomisinin en hassas noktası şüphesiz cari açık; cari açığı oluşturan en büyük girdi kalemi ise enerji.

-Cari açık hesaplanırken ithalat ile ihracat arasındaki fark Dış Ticaret Açığı olarak ifade ediliyor. Ülkemiz 2010 yılı sonu itibariyle 71,7 milyar dolar dış ticaret açığı vermişken, bunun 34 milyar doları enerji ithalatından kaynaklanıyor. Diğer bir ifade ile 2010 yılı yıl sonu cari açık rakamımız 47,7 milyar dolar olurken bunun 34 milyar dolarlık kısmı enerji ithalatı sonucu oluştu. Enerji ithalatının 2011 yılında gerek artan büyüme gerekse dolar kurunda meydana gelen artış nedeniyle bu yıl 48 milyar dolara ulaşabileceği tahmin edilmekte. Bu da cari açığa ilişkin endişeleri arttırıyor.

Ülkemize gelen enerji fiyatlarını belirleyen iki önemli etken, petrol başta olmak üzere dünya enerji fiyatları ve dolar kuru. Hükümetin kendi kontrolünde olmayan bu iki değişken sonucunda giderek artan enerji ithalatına çözüm bulabilmesi kısa vade için mümkün görünmüyor. Dolayısıyla hükümet artan cari açığı kendi kontrolünde olan kalemler ile azaltma yoluna gidiyor ve yurtdışından ithal edilen mallarda özel tüketim verigisini arttırarak bu malların ithalatını azaltmayı amaçlıyor.

Cari açığın çözümüne yönelik bazı yapısal önlemlerin alınacağı yapılan açıklamalarda yer bulurken bu önlemlerin neler olduğuna yönelik kamuoyu tarafında bir belirsizlik hakim. Bir iki öneride bulunmak gerekirse; savunma sanayisinde yerli üretim oranı 2004 yılından bu yana artarak devam ediyor ve önceleri yüzde 78'i bulan ithalat oranı, günümüzde yüzde 50 seviyelerine kadar geriledi. Yani savunma sanayinde önceleri ithal ettiğimiz birçok ürünü artık yurtiçinde imal edebiliyoruz. Bunu yıllık 2 milyar dolara yakın ithalat yaptığımız medikal cihazlarda yerli üretimi teşvik ederek de yapabiliriz. Aynı durum ulaşım, tarım, otomotiv gibi birçok sektör için geçerli. Böylece hem yerli üretimi teşvik ederek istihdamı arttırmak hem de cari açık yaratmadan ekonomik büyümeyi sağlamak mümkün.

Finansal piyasalara baktığımızda yurtiçinde artan dolar kurunun enflasyon üzerinde oluşturduğu yükseliş baskısı dikkate alınarak özellikle tahvil bono piyasalarında satış olduğunu görmekteyiz. Gösterge faiz artan enflasyon endişeleri ve küresel risk iştahındaki azalış nedeniyle bu hafta içinde 8.76 seviyelerine yükseldi. İMKB' nin yaşanan gelişmeleri göreceli olarak daha sakin izlediğini söylemek mümkün; İMKB 100 endeksi 59958 puana kadar yükseldi ve buradan gelen satışlarla 57800 seviyelerine kadar geriledi. Yurtiçinde finansal piyasalarda esen rüzgarlardan en çok etkilenen enstrümanın dolar kuru olduğunu söylemek mümkün. Dolar kuru konusunda tavrını geçtiğimiz günlerde defalarca dile getiren T.C. Merkez Bankası (TCMB) öncesinde bankaların döviz munzam karşılık oranlarını indirerek sonrasında da yüklü döviz satım ihaleleri yoluyla doların hızlı yükselişinin önüne geçmeyi amaçlıyor.

Burada bir noktaya açıklık getirmekte fayda var; artan döviz kurunun ihracatı arttırdığı ithalatı azalttığı matematiksel bir gerçek ancak diğer taraftan da enerji maliyetlerini arttırarak ithalatı arttırdığı ve dolayısıyla dış ticaret dengesine beklenildiği kadar pozitif bir etki sağlamadığı da gözden kaçırmamak gerekir.