Kentin Sosyal Değişiminde Yöresel Kültürlerin (Hemşehri Dernekleri) Rolü

Yrd. Doc. Dr. Yusuf GENÇ Akademisyen | 15 Eylül 2008 | Güncel

Kentler kurulur, büyür, gelişir, değişir ve bu süreç devamlı sürer gider. Kentlerin kuruluşu bazen kendiliğinden bazen de belli bir sistematiğe bağlı olarak oluşur. Sistematik şehir planlamasından geçtikten sonra kurulan şehirler daha hızlı büyür ve belli bir standarda ulaşması daha az sancılı olur. Kentleşeme sürecinde metropol şehir olmaya aday yerleşim birimleri sürekli bir değişim içindedir. Bu süreçte özellikle göç alan şehirlerde hızlı değişimler yaşanır. Gelişim sürecinde şehirliler modern hayata entegre olmaya çalışırken köyden göç eden insanların şehir hayatına ayak uydurmaya çalışması ve kendilerini yenilemeleri gerekmektedir.

Farklı yörelerden fazla göç alan ve mozaik şehir konumunda olan şehirlerde (Kocaeli gibi) değişim süreçleri belli marjinal direnişlerle karşılaşır. Kentli köylü tartışmaları aidiyet duygusu, kentlilik bilinci ve uyumla çözülebilecek bir durumdur. Yerleşik nüfusta gelişmeler olurken şehre yeni göç eden insanlar da bu sürece dâhil edilerek aradaki mesafenin daraltılması gerekir. Özellikle marjinal gruplar kendi örf, adet ve geleneklerini canlı tutmak için modern gelişmeye karşı direnirler. Bu direniş ve değişimde hemşehri derneklerinin önemli işlevleri vardır. Bu sivil toplum kuruluşları şehirdeki bu değişim ve gelişimi titizlikle takip edip üyelerini dengeli bir şekilde eğiterek, yeni yaşam tarzını benimseterek şehir hayatına alıştırmalı, teknoloji ile buluşturmalı ve barıştırmalı, farklılıkları hazmetmeye ve onlara karşı anlayışla yaklaşmaya çalıştırmalıdırlar. Farklı yöresel kültürler sosyal çözülmeye değil gelişmeye katkı sağlayarak, kendi durumlarını zenginlik olarak algılamalıdırlar.

Giriş

Her şehrin belli bir tarihi geçmişi ve kültürel dokusu vardır. Şehirlerin kuruluşu ve oluşumda farklı disiplinler etkili olur. Şehrin gelişiminde ülkenin yönetim şekli, yaşam tarzı, inanışlar ve yönlendirmeler de önemli etkendirler. Kurulan şehirlerin var olan yapısı her geçen gün değişimlere uğrayarak gelişir. Özellikle göç alan şehirlerde bu değişimi etkileyen önemli etkenlerden biri faklı kültürlerin bir araya gelerek yeni bir kültürel mozaik oluşturmalarıdır. Kocaeli coğrafi, ekonomik ve sosyal yapısı gereği ülkemizin en fazla göç alan şehirlerindendir. Bu tip şehirlerde kentlilik bilinci ve kent kültürünün oluşması daha sancılı, zor ve uzun soluklu süreç alır.

İnsanın nerede nasıl ve hangi cinsiyette doğacağı kendi iradesi dışında oluşur. Büyüdükçe yaşadığı ortamı, havayı ve dünyayı algılamaya başlar. Gördüğü ve duyduğu nesnelerden yola çıkarak ilk algılamayı taklit olarak yapar. Burada birincil etken ailedir. Çevrenin ve aldığı eğitimin etkisiyle bu yeteneği sürekli gelişir.

Geçmişi, içinde bulunduğu durumu ve geleceğini dikkate alarak bulunduğu toplumda geçmiş bilgilerin etkisiyle geleceği belirleme yeteneğine kavuşur. Kişi yeteneklerini geliştirirken örgütsel, düşünsel, fiziksel, sanatsal, coğrafi ve bilgi gibi birçok sahadan gıda alır. Bu kişiliklerden oluşmuş bireyler topluluğu da "toplumu" ve "toplum bilincini" oluşturur. Bireyin üretim değerlerinden oluşan her şey o toplumun kültürünü oluşturur. Bir kentin ürettiği her değer de, o kentin kültürünü oluşturur.
Köyden kente daha iyi bir iş, daha iyi ev, daha iyi sosyal kültürel çevre edinilebilmek için göçen kitleler, kentin hazır olmayan sosyal altyapısından bu özlemlerini ve amaçlarını gerçekleştirecek araçları bulamadıkları için; anomik kentleşme ve kentleşme döngüsüne girmektedirler. Ne tam köylü ne de tam kentli olabilen kitleler, anomi ve yabancılaşma olasılığı ile karşı karşıya kalmaktadırlar.
Kentler kırsal kesime göre daha fazla imkânlara sahiptir. Kentlerin özgür havası, daha geniş bir kümeye sahip olma duygusu, kentte olmanın gururunun yanına yaşam, eğitim, sağlık, sosyal ve kültürel etkinlikler gibi imkânların eklenmesi kentlerin çekiciliğini arttırmaktadır. Kentlerin bu çekici özelliği kırsal alandan kente göçü teşvik etmektedir.
Teknolojinin hızlı bir şekilde geliştiği, her şeyin gün geçtikçe farklılaştığı çağımızda şehirlerde de çok hızlı bir değişim yaşanmaktadır. Bu değişim kültürel, sosyal, fiziki ve teknolojik boyutuyla daha belirginlik arz etmektedir. Bu değerler arasında göç alan şehirlerde, sanayinin yoğun olduğu kentlerde sosyal değişime etki eden faktörlerden biri de yöresel kültürlerdir. Aslında bilimsel ve teknolojik gelişmeler yöresel kültürlerin direnişi ile karşılaşmakta ve değişimin hızı kesilmektedir.

Kent ve köy kültürünü birlikte yaşamayı taşıyamayan kente göç eden kırsal kesim insanı örf, adet ve geleneklerini yaşatma ve onlara bağlı kalma adına direnişe geçmektedir. Burada kuşaklar arası çatışma ve aile içi problemler de gündeme gelmektedir. Genç nesil aldığı eğitim ve içinde bulunduğu sosyo-kültürel yapının etkisiyle geleneksel kabullerine rağmen gelişime ve değişime daha yatkın olarak birinci ya da ikinci kuşağa karşı hızlı değişimi kabullenmeye ve savunmaya geçerek kuşaklar arası çatışma ortamı yaşanmaktadır. Yaşlılara göre sosyal çözülme olarak adlandırılan bu durum, gençleri kararsızlığa itmektedir. Şehirliler de bu çatışmaya dolaylı olarak katılarak sosyal bütünleşmede önemli gecikmeler yaşanmaktadır.

Şehirlerin gelişmesine en önemli katkıyı yerel yönetimler yapmaktadır. Şehrin dinamiklerini ve yönetim erkini bir bütün olarak ele aldığınızda sivil toplum örgütlerinin yönetimin bir parçası olduğu görülür. Hemşehri dernekleri de bir sivil toplum örgütü olarak yönetimde söz sahibi ve yöresel dayanışmayı amaçlayan legal örgütlerdir. Kent yönetimi yapacağı tüm uygulamalarda bu dernekleri dikkate alması gerekir.

1.Hemşehrilik, Kentlilik Bilinci ve Sosyalleşme
Hemşehrilik; aynı şehirden, aynı coğrafi bölgeden, aynı ülke'den ve aynı kültürden olmayı ifade eder. "Hemşehrilik" aidiyet ve kimlik duygusunu anlatır. Hemşehrilik kimliği, tümüyle gelinen yere ait bir kimlik olmadığı gibi, şehirle hiç ilgisi olmayan bir kimlik de değildir. Belki bir "tampon kültür kimliği (kurumu)" olabilir. (Kongar,1985:438).
Türkiye'de köylerdeki toplumsal örgütlenme akrabalık ve hısımlık bağları üzerine kurulmuşken, şehirlerde ise düşünce, inanç ve güven ilişkileri belirleyici olmakla beraber aynı coğrafi kökene mensubiyet de etkilidir. Özellikle büyük şehirlerdeki örgütlenmelerde etkin olan faktörlerden birisi hemşehrilik anlayışı ve ilişkileridir. (Abay, 2044:40)
Şehirlilik bilinci ve kent kültürü oturduğunuz şehirde kendiliğinden ya da bilinçli olarak oluşan yaşam tarzını ifade eder. Her kentin kendine has bir yapısı ve yaklaşım tarzı vardır. Kent kültürünün oluşumunda çevre, coğrafya, ekonomi, eğitim, farklı gelenek ve inanışlar gibi birinci derecede etkili unsurlar vardır. Bunlar başlı başına birer araştırma konusudur.

Ülkenin gelişmişliği ve uluslar arası normlar da dikkate alındığında sanayinin çok yoğun olduğu Kocaeli'nde değişimi gelişme yönünde yönlendirme ve kültürel çatışmaya mahal bırakmadan yeni bir kültürel yapının oluşması hem riskli ve hem de kolay olmamaktadır. Sanayinin yoğun olması sürekli göç almaya sebep olmaktadır. Şehre her geçen gün köy kültüründen gelen kırsal alan insanların şehre uyum sağlaması ve adaptasyonu da kolay olmayacaktır. Şehre yeni gelen bu kültürel yapıya köprü görevi yapacak eğitimli elemanları olan kurumlara, sivil yapılara ihtiyaç vardır.

Daha önce kırsal alanda yaşayan vatandaşların şehirleşmesi ile toplumun ekonomik, sosyal ve siyasal yapısında önemli değişmeler meydana gelmektedir. Bireylerin etkileşim kalıplarında meydana gelen değişmeler yeni oluşum ve davranış kalıplarını da beraberinde getirir. Köylerdeki cemaat tipi davranış kalıpları, şehirlerde cemiyet tipi davranış kalıplarına dönüşerek yeni kurumlar, yapılar ve mekanizmalar oluşturmaktadır. Herkesin kendine has duygusallığı vardır, olmalıdır da. Bu duygusallık aslında kişinin duruşunu ve kimliğini ifade eder. Oturmuş davranış kalıpları insanların kimlik ve benliğinin tanınmasına, konumunun belirlenmesine ve bulunduğu cemiyete katabileceği katma değere vurgu yapar.

Hemşehri dernekleri kendi yörelerinin kültürel adet ve geleneklerini muhafaza etmeye çalışırken bu insanları şehir hayatına, süpermarket ve centerlerden alışveriş yapma kültürüne de taşımaları gerekmektedir. Bu aşamada bir de farklı kültürlere de açık olmaları kentlilik bilincinin oluşumunda çok önemlidir. Kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayan farklı insanları da anlayışla karşılamak, farklılıkları kolay hazmetmek ve farklılığı zenginlik olarak kabullenmek zor ama olması gereken bir erdemdir. Kent kültürünü, o kentte yaşayan insanların içselleştirmeleri gerekir

Hemşehrilik ilişkilerinde en çok dikkat çeken husus ekonomik ilişkilerdir. Zira büyük şehre gelenlerin öncelikli ihtiyaçları barınma ve iş bulma ihtiyacıdır. Buna ilaveten "hemşehrilik (ilişkileri) göç etmiş nüfusun kendisini şehirliden ve göç ettiği köyden ayırmasına yarayan bir kimlik, hem şehre uyması için gerekli bir araç, hem de bir güvence olarak görülmektedir" (Ayata, 1991 : 99).

Kocaeli ilimiz ülkemizin ve Türk topluluklarının çeşitli şehirlerinden gelen vatandaşımızın birleştiği bir nevi yöresel mozaikten oluşmaktadır. Tarihi geçmişi çok eskiye dayanan bu şehrin İstanbul ve batıya yakınlığı dolayısıyla kendine has bir kültürel yapısı vardır. Anadolu'dan İstanbul'a göç etmek isteyen insanları ilk karşılayan ve kalıcı misafir olarak kabul eden Kocaeli İstanbul'a yoğun göçün önünde bir kale gibi durmaktadır. Özellikle sanayi kenti olması ve coğrafi konumu gereği sürekli göç alan ve çok farklı kültürleri bünyesinde çeken ve bunlar arasında uyum sağlama yönünde çok ciddi çalışmaları olmamasına rağmen kendiliğinden oluşan birliktelik sayesinde sürekli kültürel değişime tabi olan ve belli bir rotaya oturmayan kontrolsüz bir yapısı söz konusu.

Her bölgenin yöresel yemekleri, davranış ve anlayış kalıpları, giyim tarzı, lehçesi ve kültürel değerleri vardır. Şehre göç eden insanların büyük bir çoğunluğunun köyden gelmesi şehre ve yeni bir çevreye uyum sağlaması açısından tehlikeli ve zor bir durumdur. Köyünden, evinden, parkından, yakınlarından, kapısındaki köpeğinden, ahırındaki ineğinden, damındaki davarından, kümesindeki tavuğundan, tarlasındaki sapanından, orağından, tırpanından, ipinden, sapından, samanından özellikle de toprağından bir anda kopup yeni bir hayata, beton yığınlarının bulunduğu dar alanlara, apartman veya gece kondu kültürüne geçiş yapmanın ne kadar zor olduğu aşikârdır. Bunun içine bir de eğitim durumu, yaş seviyesi dolayısıyla daha önceden edindiği alışkanlıklardan vazgeçememenin neden olduğu kavrama zorluğunu ve geri döngülerini de katarsanız ortaya çıkan tablonun sonucunun nereye varacağını görmek epey zor olsa gerektir.

Hemşeri derneklerinin, yörelerinden yeni kopup gelen insanlara bölgesel geleneklerini kaybetmeden içinde bulunduğu şehrin değerlerine de saygı duyarak ve gerektiğinde onları benimseyip yaşayarak hayata alışması ve yaşamını sürdürmesi gerekliliğini sağlama gibi bir köprü görevi vardır. Yöresel adet ve geleneklerin canlı tutulması insanların kendi kültürlerinden tamamen kopmadan içinde bulundukları şehir hayatına konsantre olmalarına katkı sağlar.

Şehirde yaşayan ve şehirlileşme sürecinde olan göçmenlerin şehre aidiyet konusu ile ilgili sorulan soruları cevaplandırırken bir ikilem içinde oldukları anlaşılmaktadır. Kendilerini şehirli kabul ettiklerinde geldikleri yöreler ile tümüyle bağlarının kopacağı psikolojisi içine girmektedirler. Bundan ötürü de kendilerini tümüyle yaşadıkları şehre ait hissedememektedirler (Abay, 2004:47).

İnsanlara önce şehirleşme, metropol şehirlerde yaşama, apartman kültürü, mahalle kültürü, alışveriş kültürü, kazanma ve harcama kültürü, boş vakitlerini değerlendirme hatta ana caddelerde yürüme kültürü kazandırmak gerekir. Bir bakkaldan alışveriş yapma ile hipermarketten alışveriş yapma aynı kriterleri taşımaz. Otomatik kasalar, sabit fiyat reyonlar bile burada önemli etkenlerdir. Anadolu'nun bağrından kopup gelen insanları öncelikle bu konularda bilgilendirmek ve eğitmek gerekir. Şehir yaşamına uyum sağlama sürecinin insanlar üzerinde önemli etkiler yaptığı, heyecan ve stresi beraberinde taşıyarak tatlı sert bir geçiş yaşattığı bir gerçektir. Hemşehrilik , şehir hayatı içinde kaybolan bir kimlik olmayıp, tersine şehir hayatında diğerleri ile ilişkiler arttıkça gelişen ve korunan bir ilişki biçimidir (Erder, 1996 : 245).
Şehre yeni göç eden insanların derneklerde daha sık ilgilendikleri, boş zamanlarını buralardaki etkinliklere harcadıkları, zaman geçtikçe tabir yerinde ise gözü açıldıktan sonra, yeni arkadaş gurupları ile tanışmak, bilgi ve görgüsünü artırmak suretiyle ilgi alanlarının genişlediği ve yavaş yavaş dernek faaliyetlerinde geri kalmaya başladıkları gözlenmektedir. Bu durum her yeni sosyal çevre için geçerli bir norm olmakla birlikte içinde yaşadığı sosyal çevreye uyum sağlamaya başladığının da bir işaretidir.

Yöresel kültür bazen ulusal kültüre baskın çıkabiliyor. Özellikle yemek kültüründe bunu daha açık görmek mümkün. Yemek, karın doyurmanın yanında, kültürel bir konudur. Yemek kültürünün yöresel bağlantısı, ulusal bağlantısından kuvvetlidir. Yani "yöresel kültür " etkisi, "ulusal kültür" etkisinden daha fazladır. Yemek bir benimseme meselesidir. Topluma mal olmuş bazı yemek çeşitlerinin farklı yörenin insanları tarafından tercih edildiğini görüyoruz. Antep, Urfa, Adana kebabı, Trabzon ekmeği gibi. Şehirleşmede faklı hemşerilerin çocuklarının evliliği yoluyla geleneklerindeki farklılığın bazen çatışmaya bazen de bütünleşme yoluyla zenginliğe vesile olduğunu görmekteyiz.

Kendi yöresinden kopup yeni bir sosyal hayata katılan insanlar belli bir süre çözülme yaşarlar. Bu süreçte önünü göremeyen, nereye gittiğinin bir nevi farkında olmayan bir değişim yaşanır. Belli bir süre sonra içgüdüler, dürtüler, değerler ve geçmişine olan hasreti gün yüzüne çıkmaya başlar. Yeniden örf, adet ve geleneklerinin eski değer yükleri açığa çıkar. Düğünler, cemiyetler, ölüm merasimleri, kutlamalar yöresel hal almaya başlar. Bu aşamada hemşerhri dernekleri, sivil örgütler devreye girerek bu özlemin giderilmesine katkı sağlarlar. Modernleşme, çekirdek aile, şehirleşme bu aşamada tartışma konusu olarak üçüncü şahısların gündemine düşer. Farkındalık bilinciyle insanlar bulundukları ortama aidiyet duygusu yaşayarak ortamı bozmamaya, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmada teknolojiyi en üst seviyede kullanmaya ancak kültür ve medeniyet kavramlarının gereğini yaparak değerlerini korumaya çalışılmalıdır.

Şehirde birlikte yaşarken, ortaya çıkan olumsuzlukların giderilmesi için herkesin sorumlulukları vardır. Kentli insan, bilinçli insandır, bir kişinin başarılı olması için önce kendini, sonra ilişkilerini, daha sonra da çevresini kontrol etmesi gerekir. Kentlilik tüketme kültüründen ziyade üretime katılma demektir. Köyde bağ bahçe ve tarla da belli zamanlarda çalışmak, bir miktar ekonomik imkânlarla yaşamak mümkün olduğu için bazen insan zamanlarını boşa geçirmeyi önemsemeyebilir. Köy kültürü insanı kısmen tembelliğe alıştırır. Şehirde bu mümkün değildir. Herkes çalışmak, üretime katkı sağlamak, kendini geliştirmek ve yenilemek durumundadır. Bireyselliğin daha ön plana çıktığı şehir hayatında herkes işinde, aşında, geçim sıkıntılarına göğüs gererek kendi problemleri ile ilgilenmek durumundadır. İş hacmi, istihdam, üretim, gelir dağılımındaki dengesizlik, asgari ücretteki yetersizlik şehir hayatının diğer sıkıntılarıdır.

Kentlilikte önemli olan bir diğer unsur, sosyal dokudur. Sinemaya, tiyatroya gitmek, kitap okumak ve diğer sosyal aktivitelere katılmak, kent kültürü ve tarihi mirası tanımak, ona sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğu yaşamakla anlaşılabilir. Kentte insan sosyalleşebileceği gibi bu değerler içinde kaybolabilir de.

2.Kültür, Kültürel Kimlik ve Hemşehri Dernekleri

Kültür dediğimiz şey, grubun dilinden, alışkanlıklarından, yaşam şekillerine kadar ya da dini inancından, her türlü insani ve doğal ilişkilerini kapsayan bir bütün ya da bu ilişkilerden ortaya çıkan bütüne verilen ad olmakla birlikte bilim adamları kültürün tanımı konusunda her hangi bir görüş birliğine varamayıp yüzlerce farklı tanımlar yapmışlardır.

Kültürü; Prof. Mümtaz Turhan "Kültür, bir cemiyetin sahip olduğu maddi, manevi kıymetlerden teşekkül eden bir bütündür ve her nevi bilgiyi, alakaları, ihtiyatları, kıymet ölçülerini, umumi tavır, görüş ve zihniyet ile, her nevi davranış şekillerini içine alır. Bütün bunlar o cemiyet mensuplarının ekserisinde müşterek olan ve onu diğer cemiyetlerden ayırt eden hususi bir hayat tarzı temin eder" [Turhan, 1997:48]. Tylor; "Bilgi, inanç, sanat, ahlak, hukuk, örf ve adetlerden ve insanın toplumun bir üyesi olarak elde ettiği bütün yeteneklerden oluşmuş girift bir bütün [Dönmezer. 1982:120]. Ünlü Antropolog c.Wissler "bir halkın yaşam tarzı" [Turhan, 1997:37] Güngör ise; "inançlar, bilgiler, his ve heyecanlar bütünüdür, yani maddi değildir" [Güngör, 1996a:15] şeklinde tanımlamaktadırlar.
Tarihsel ve sosyal değişme süreci içinde oluşturulan, bütün maddi ve manevi değerleri ile bunları yaratmada ve gelecek kuşaklara iletmede kullanılan araçların tümüdür. Hemşehri dernekleri coğrafi bölgelerinden kopan kendileri ve yeni yerleşim yerlerinde doğan çocuklarını kültürel değerleriyle yaşatmaya ve yöresel kültürlerini devam ettirmeye özen gösteren organize gruplardır.
Bir toplum bireylerden oluştuğuna göre, bireylerin uyumu toplumun geleceği açısından çok önemlidir. Bu uyumu sağlayan ise kültür ve kültürü meydana getiren unsurlardır. Sözgelimi din, dil, örf ve adetler, ahlak, tarih, hukuk, coğrafya, çevre, savaşlar, göçler, ziraat, ticaret, sanat, edebiyat, ekonomi.. vs. hep kültürü oluşturan, kültüre kaynaklık eden öğelerdir. Bu öğeler, toplumun kendine özgü inanış, yaşayış ve davranışlarından doğan özgün ve toplumun kendisine has, hayatın bizzat kendisi olan özelliklerdir. Kültür, gerçekte onu meydana getiren unsurların bir bileşimi, biçimlenişi ve hayata geçirilişidir.
Kültür, uslup, eda ve tavırdır. Her kültür, mensuplarında bir kimlik oluşturduğu gibi, diğer kültürlerle temasında da o kültüre karşı üstünlük kurmak, diğer kültürü kendisine benzetmek, en azından kendi hakimiyeti altına almak ister. [Larrain, 1995: 197]. Özellikle yöresel kültürler bazen böyle bir handikabın içine girerler. Kendi kültürel değerleri hususunda ısrarlı olan gruplar, gelişmeye ve değişmeye müsait olmayan marjinallerdir.

Hangi sebeple olursa olsun, hızlı değişmelerin yaşandığı kültürlerde, kültür boşlukları, kültür şokları, maddi ve manevi yapı farklılaşmaları gibi isimlendirilen değişik sıkıntılar yaşanmakta, toplum içinde parçalanmalar olmaktadır. Kültürde buhran olarak isimlendirilen şey, bu ve benzeri oluşlardır.

Bugün bütün dünyayı etkisi altına alan küresel değerler yanında yerel kültürel değerlere doğru da bir yöneliş vardır. Bunun nedeni de toplumun uzun dönemler içinde meydana getirdiği değerlerin aslında toplumu ayakta tutan değerler olduğunun anlaşılmasıdır. Yöresel kültürler hemşehri dernekleri tamponu üzerinde durmakta ve bu sivil kuruluşların ortaya çıkışı ve yaygınlaşması da bu temel perspektiften hareketle oluşmuştur. Batıdaki modernleşmeyi topluma uydurmaya çalışırken toplumun meydana getirdiği kültürel değerleri modernleşmeye aykırı diye hiçe saymak ve ortadan kaldırmak batı toplumunu bir krizin içine sokmuştur. Oysa toplumsal değişme ve modernleşme, ancak kültürel değerleri reddetmeden başarılı olabilir.

3. Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Değişme
Köyün itmesi ve şehrin çekmesi olarak ifade edebileceğimiz meşhur göç teorisi şehirlileşmenin gecikme sebeplerini de bünyesinde taşımakladır. Zira köy ittiği göçmenle tümüyle bağını koparmamakta, şehir ise çektiği göçmeni tümüyle rahat ettirememektedir. Göçmenlerin şehirlileşmelerinin gecikmesinde, sosyo- psikolojik, sosyo-kültürel ve sosyo- ekonomik sebepleri vardır (Abay, 2004:47). Bu durum göçmenlerin kültürel değişimindeki zorlukları ve zorlamaları da ifade etmektedir.
Hemşehrilik ilişkileri temelde göç eden kitlenin kentte kaybolmama ve memleket ile olan bağını kaybetmeme çabasından kaynaklanır. Kimlik mücadelesi ise kendilerini sindirmeye, dönüştürmeye çalışan kentli orta sınıfa karşı veriliyor, yani kent ve kentli ötekileştiriliyor bir anlamda. Hemşehrilik ilişkileriyle kendilerini bir nevi koruma altına alan bu göç etmiş kitle, bir yandan kökenlerine dayalı ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan kentte olmanın getirdiği değişimi yaşıyor ve yaşadıkları toplumu da dönüştürüyorlar.
Her toplum daimi bir değişim süreci içerisinde olmakla birlikte, her değişim beraberinde yeni problemler getirir. Bu problemleri çözmeye çalışmak, onlara karşı yeni çareler bulmak ve onlara intibak etmek konusunda her kültür aynı derecede donanımlı olmadığı gibi aynı seviyede birikime ve yeteneğe de sahip değildir. Batı toplumları, özellikle Amerika, Fransa ve Almanya bu değişim süreci içinde en önemli yeri işgal etmektedirler.

Toplumsal değişmeyi, Comte üç aşamalı yaklaşımla (üç hal kanunu) (Günay, 1993:278), Spencer, Darwin'den etkilenerek toplumların geçirdikleri aşamaları küçük çapta bünye ve fonksiyon basitliğinden geniş çapta bir yapı ve güçlü bir farklılaşmaya geçiş teorisiyle (Kongar, 1985:248), Tönnies, iki karşıt tip olarak cemaat ilişkilerinden cemiyet ilişkilerine doğru bir gelişme modeli ile (Appelbaum:20), Durkheim ilkel toplumlardaki mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya doğru bir gelişme sonucuyla, (Appelbaum:31), Marx , toplumun kendi içinde üretim biçimi ve güçlerine bağlı olarak meydana gelen çatışmalarla (Strasser, 1981:11), Ogburn ise, kültürel evrim sonucunda ortaya çıkacağı kuramıyla (Kongar, 1985:169) tanımlarlar.

Bir cemiyet veya grup içinde kültür değişmelerinin meydana gelebilmesi için, ya muhitinde coğrafi veya içtimai bir tahavvülün vuku bulması, yahut başka kültürlerle temasa geçebilmesi veyahut ta bütün bunların hep birden olması gerekir. Fakat temas halinde bulunan cemiyetlerden birisi diğeri üzerinde bir üstünlük temin eder veya kültürü vasıtasıyla daimi bir tazyik yapmaya muvaffak olursa burada empoze kültür gündeme gelir ki bu sonunda çatışmayı doğurur.
Kentleşme, yerleşim yerlerinde ve toplumsal yaşamdaki yapısal dönüşümü ifade eder. Kentlileşme, bir toplumsal değişme, uyum ve bütünleşme süreci, kente göç eden nüfusun yeni koşullara uygun ilişkiler biçimi geliştirerek kentin bir öğesi olma sürecidir. Bu süreç kentin bürokratik yapısı, yerleşik kentli nüfus ve kentsel örgütler ile ilişki arttıkça hızlanmaktadır. Kentlileşme, temelde bireylerin kentsel yaşam içindeki etkileşimleriyle ortaya çıkan bir kültür değişmesidir. Örgütlenme ve bilinçlenme kent kültürünün bağımsız değişkenleridir.
Kültürel değişme başka bir kültürle temasın neticesi olabileceği gibi böyle bir temas olmadan da sırf içten gelen ve bir gelişmeye işaret eden değişme olarak da ortaya çıkabilir. Eğitim yoluyla da gelebilir. Göç insanları bazen zorunlu bazen de gönüllü değişime itmektedir. Sürekli göç alan Kocaeli her geçen gün bu değişimi ve gelişimi hızlı bir şekilde yaşayarak henüz oturmamış bir kültürel yapıya sahiptir.

Malinovski'ye göre: "Kültür değişmesi, bir cemiyetin mevcut nizamını, yani içtimai, maddi ve manevi hayatını bir tipten başka bir tipe çeviren bir süreçtir. Buna göre kültür değişmesi, bir cemiyetin siyasi yapısında, idari müesseselerinde ve toprağa yerleşme ve iskan tarzında, inanç ve kanaatlerinde, bilgi sisteminde, terbiye cihazında, kanunlarında, maddi alet ve vasıtalarında, bunların kullanılmasında, içtimai iktisadının dayandığı tüketim maddelerinin sarfında az çok husule gelen değişiklikleri ihtiva eder [Turhan, 1997:49].
Kentlerin kültürel yapısındaki belirgin özellik, 'çok kültürlü' yapıdır. Kocaeli'de 421 hemşehri derneği vardır. Bunlar sadece iller değil, İlçe, belde hatta köyleri ifade etmektedir. Her bir derneğin kendine has yapısı ve değerleri vardır. Çokkültürlülük kavramı her ne kadar tam oturmamış bir terim olsa da Kocaeli'deki zenginliği ifade etmek anlamında kullanılabilir. Böyle zengin bir kültürel yapının bulunduğu bu şehirde kültürel değişim ve mutabakatın zor olacağı açıktır.
Kente göç ile birlikte, göç edenlerin, kentteki gelirleri, çalıştıkları işler, yerleşim şekilleri ve evlerindeki değişmeler yani maddi kültür ortamındaki değişmeler hızlı olmaktadır.
Kent, çeşitli etnik grupları, kültür ve meslek grupları ve sosyo-ekonomik sınıfları içine alan heterojen bir toplumdur. Dolayısıyla kentte her biri ayrı bir kültür ve inanç sistemine bağlı olan ırk, etnik köken, sosyal yapı ve fonksiyon bakımından birbirinden açıkça ayrılan bireyler veya gruplar vardır.
Kırsal alanda insanların ilişkilerini denetleyen sosyal normlar, kentlerde yerini resmi normlara bırakmaktadır. Kırsaldaki samimi duygular, akraba ve komşuluk ilişkileri şehirde yerini bireysel yaklaşımlara bırakarak daha resmi bir ortam sunmaktadır.
Kırsal alanda yaş, cinsiyet, aile gibi prestij kaynağı olan faktörlerin yerini kentlerde ekonomik özellikler almaktadır.
Mümtaz Turhan, kültür değişmelerinin "serbest ve zorlanmış, empoze veya mecburi" olmak üzere iki nevide inceler. O'na göre serbest kültür değişmesi; "toplumların birbiriyle olan münasebetlerinde yaptıkları kültür alış verişidir. Mecburi veya empoze kültür değişmesi ise; ayrı kültürlere sahip iki içtimai grup veya cemiyetten biri kendi kültürünü veya muayyen bazı unsurlarını kabul etmesi için diğerini tazyik etmesidir." [a.g.e., 1997:52]. Türkiye'nin sosyal ve kültürel yapısında aynı kültürel ortamı paylaşan paydaşlar bile kendi yörelerinin değerlerini ön palan çıkarmaya çalışarak içinde bulunduğu sosyal yapıyı empoze kültür değişmesine zorlarlar. Yöresel kültürler burada dikkatli olarak uygun bir yaklaşımla buna müsaade etmemeliler. Duygusallığın değil sağduyunun hâkim olduğu ve doğruların uygarca tartışılıp ön yargılardan uzak bir şekilde kabul edildiği bir ortam hazırlanmalıdır.

Şehirlerin kültürel değişimleri üzerinde teknolojik gelişmelerin büyük tesiri ve yaptırımı vardır. Teknolojinin onu üretenin düşünce sisteminden ve yaşam tarzından bağımsız olduğunu söyleyenler, yanıldıklarının farkına vardılar. Sosyal ve kültürel hayatta büyük değişikliklere yol açan teknoloji, kendine mahsus değerler sistemine sahiptir. Bir teknolojik değişme başlangıçta cemiyetin ancak küçük bir kısmını ilgilendirir; ama ondan sonra tesirleri bütün bir cemiyeti sarar. [Postman, 1994: 171]. Bu tesir beyinlerde de kabullenilmelidir.

Şehirleşmede Eğitimin Rolü

Günümüz toplumlarını şekillendiren unsurların başında eğitim gelmektedir. Her ne kadar medyada önemli bir unsur olsa da uzun vadede eğitimin medyadan daha tesirli olduğu söylenebilir, zira fertlerin hayatlarında ilk defa edindikleri bilgiler, sosyokültürel norm ve değerler, daha otoriter bir şekilde, eğitim tarafından verilir.

Bireylerin ve toplumların karşılaştığı sorunların önemli bir bölümü insan kaynaklıdır. Çevre kirliliğinden teröre, açlık ve hastalıktan savaşlara kadar pek çok sorun, insanların bilinçli yada bilinçsiz karar ve davranışları sonucu ortaya çıkmaktadır.

Eğitim sözcüğü günümüzde değişik anlamlarda kullanılmaktadır. Ancak eğitimin daha çok "bir amaç doğrultusundaki süreç" anlamında kullanıldığı görülür. Buna göre eğitim; "bir insanın yaşadığı toplumda yeteneğini, tutumlarını ve olumlu değer içeren diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçler toplamı" [Tezcan, 1985: 4], nesiller arasındaki anlayış yakınlığını ve ahengi koruyarak, tarih boyunca milli şuurun devamını ve gelişmesini sağlayan unsur [Egemen,1965 :84] olarak tanımlanmaktadır.

Eğitim, ruhu ve karakteri şekillendiriyor, ferde ve millete bütün değerleri kazandırıyor. Bir milletin yaşayış ve düşünüşe ait bütün değerlerini tarihi seyri içerisinde nesillerden nesillere aktararak ve geliştirerek sürdürdüğü en büyük çalışmalar, eğitim çalışmalarıdır [Ülken, 1967:11].

Eğitimin amacı, insanları kültürün amaçları doğrultusunda değiştirmektir. Her kültür oluşumunda veya kültürlenme sürecinde eğitim, temel etken konumundadır. Kültürlerin aşılanması, oluşturulması ve kuşaktan kuşağa aktarılması gibi temel işlevlerin eğitimden yararlanılmaksızın gerçekleştirilmesi mümkün gözükmemektedir.

Yöresel kültür dernekleri üyelerinin kentin kültürel değişimine katkılarını düşünerek sosyal ve kültürel uyumun sağlanmasında en olumlu etken olan eğitim faaliyetlerine büyük önem vermeleri gerekir. İçinde yaşanılan kente aidiyet duygusu taşıyarak olumlu katkı sağlamanın yolu kültürlü, bilinçli, yeniliklere açık, ufku geniş, farklılıkları kabullenebilen, dünya ile barışık üyeler yetiştirmeye çalışmalılar. Şayet dernekler arasında bir yarış yapılacaksa onun çıkış noktası bu yaklaşım olmalıdır.

Hemşehri Derneklerinin Siyasal Rolleri

Hemşehriler bir dernek etrafında kümelendiklerinde ve ortak hareket bilinci geliştirdiklerinde önemli bir siyasal kaynak oluşturmaktadırlar. Bu kaynak dolayısıyla çeşitli istek, dilek, şikâyet veya kısaca talebin siyasi otoritelerce ve mercilerce algılanabilecek biçimde ifadesi mümkün olmaktadır. Dernekler buluşma adresi ve problemlerin çözülmeye çalışıldığı mekânlardır.

Dernek oluşumunu gerçekleştiren lider kadro zaten dışa dönük ve sosyal insanlardan oluştuğundan, siyasi partilerin bünyesinde de kolaylıkla kendine yer bulabiliyor. Parti ve hemşehri derneği ilişkisi de bir bakıma böyle doğuyor ya da ivme kazanıyor. Hemşehri derneklerinin siyasetle olan ilişkisini ortaya koyarken, iktidar partisi veya iktidara en yakın partiyle olan ilişkisi diye tashih etmekte de fayda var .

Yöresel kültür derneklerinin sadece şehrin sosyal değişiminde değil siyasi iradenin belirlenmesinde de önemli fonksiyonları vardır. Yöresel kültür dernekleri sürekli halkın nabzını tutarak hepsiyle yakın temas kurmaktadır. En kalabalık ve tesirli kesimleri temsil eden dernekler hangisi diye sorsanız her dernek kendisini adres göstererek katılımda yüksek paye almak isterler. Bireyler hemşehri dernekleri vasıtasıyla siyasal sistemden taleplerde bulunabilmekte, siyasal yaşama daha yoğun biçimde katılabilmektedirler.

Dolayısıyla hemşehri dernekleri siyasi sistem ile birey arasında iletişimi kuran ve onun dilek, talep ve hoşnutsuzluğunu sisteme aktaran bir ara kurum olarak işlev görmektedirler. Ya da gittiği yerde ben falan hemşehri derneği üyesiyim diyerek derneğinden güç aldığını düşünür. Başına bir sıkıntı geldiğinde derneğinin kendisine sahip çıkacağını düşünerek hemşerilerinden manevi destek sağlayarak güçlü olduklarının imajı ile psikolojik olarak kendilerini rahatlatırlar.

Hemşehri dernekleri üye sayılarını çoğaltarak ve beraberlik mesajları vererek siyasi erke güç gösterisi yaparlar. Bazen işlerini kolay ve istedikleri yönde çözebilmek için oy ile tehditler yaparlar. Siyasi gruplarda bu konuda hassas olmaya çalışırlar. Derneklerin tüm faaliyetlerine kendi hemşehrileri olmazsa dahi katılmaya özen gösterirler. Siyasi rakipler bu konuda aralarında yarışırlar bile. Herkes falan derneğin yanında olduğunu lanse ederek güçlü ve kuvvetli olduğu imajını vermeye çalışır. Bu durumu fırsat bilen bazı dernekler bu alanı kullanmayı başarı sayarak değerlendirirler.

Bazı dernekleri bu durumu daha farklı değerlendirirler. Her siyasi oluşuma aynı mesafe uzaklıkta durarak, iktidara gelindiğinde onlardan istifade etmeye çalışırlar. Hemşehri derneklerinin yaptırımı siyasi kuruluşların yaptırımından daha fazla olmaktadır.

Sonuç

Tarihsel süreci içinde toplumlar kendi değerlerini oluşturmaktadır. Birey davranışlarından tutunda, aile, köy, şehir, kent yaşantımız diğer toplumların kültürleri ile zaman zaman karışarak zaman zaman çatışarak ve değişime uğrayarak geleceğe aktarılır. Yeni doğan her insanda süreçteki yerini alır. bir bütün olarak baktığımızda kültürler değişime uğrayarak geleceğe aktarılır.

Az gelişmiş toplumlarda sanayileşmenin yoğun olduğu, gelişmeye açık merkezi şehirler her zaman yoğun bir göç furyası içindedir. Göçün getirisi olarak ta şehirleşmede, şehir kimliğinin oluşumunda gecikmeler ve dalgalanmalar olmaktadır. Artık son zamanlar gelinen noktada; göç alan şehirlere gelen kırsal kültürün kazandırdıkları bir zenginlik olarak kabul edilmektedir. Kocaeli İli şehirleşme yolunda hızlı adımların atıldığı, metropol şehir olmaya aday ve aynı zamanda sürekli göç alan bir şehirdir.

Nüfustaki artışlar dikkate alındığında önümüzdeki 10-15 yıl içinde bu ildeki nüfusun ikiye katlanacağını söylemek mümkün. Bu artışın ana temasını ise göçmenler oluşturacaktır. Sürekli değişim yaşayan bu şehirde yerli olan, kentlilik bilincine ulaşan Kocaelililer ile kendi yöresinden tam kopamayan, her iki yapıyı da sürdürmeye çalışana ve böylece kısmi bocalama yaşayan insanları barışık bir arada tutmak, uyum içinde yaşamalarını sağlamak gibi bir görev alanı oluşmuştur.

Bu alanı doldurmak yönetim erkinin görevi olduğu gibi sivil toplum kuruluşları da burada önemli bir fonksiyon üstlenmelidirler. Yerel yönetimler gelecek yıllarını planlarken bu durumu dikkate alarak hemşehri dernekleri ile sürekli temas halinde olmalıdırlar. Hemşehri dernekleri de sosyal hayata ve yönetim erkine daha yakın durarak üstlendikleri misyonlarını yerine getirmelidirler.

Hemşehri dernekleri özellikle kentin sosyal ve kültürel değişiminde kendi yörelerinin değerleri (örf, adet, gelenek vs) ni koruyarak kentleşme bağlamında şehirlilik bilincinin oluşumunda ve gelişiminde kendi hemşehrilerini eğitmeli, yönlendirmeli ve güçlendirmelidirler. Empoze kültür yerine bilinçli, neyi niçin yaptığını bilen, kültürlü ve eğitimli nesillerin yetişmesi kent bilinci ve ülkenin gelişimi için önemlidir. Kentsel dönüşümü sadece ekonomik ve yapısal boyutuyla ele alırsanız günün birinde karşınıza kültürel yozlaşma ve çatışmayı bulmanız mümkündür. Bütün değerleri koruyarak değişimi gelişim yönünde hızlı bir şekilde sürdüren topluluklar veya yönetim anlayışları geleceğini daha iyi gören ve hazırlayan, planlayıp uygulayan bilimsel yaklaşımları ortaya koyarlar.

Bu tebliğ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi 27 Haziran 2008 tarihli Yöresel Kültürler Sempozyumunda sunulmuştur.