Kandıra'nın Çerçili Köyünden Gazi Hasan Sert Dedenin Hatıraları

Hasan Özdemir Emekli Öğretmen | 12 Mart 2012 | Güncel

 

İlkokul beşinci sınıfa geçtiğim sene idi. Köyde merada hayvanları otlatıp, öğle saatinde pınar başına getirip su içirmiş ve ağaçların gölgesine yatırmıştık. Biz de beş altı arkadaşla orada oynuyorduk. Bizim Hasan dede pınar başına gelip su içti, abdest aldı ve namaz kıldı. Bizim oynadığımız ağacın gölgesine gelip oturdu.

Ben: ''Hasan dede bize savaş hatıralarını anlatır mısın? Savaşta hiç korkmuyor muydun?'' dedim.

Hasan dede: ''Çocuklar savaşa ilk girdiğimde öyle korkuyordum ki; başımı kaldırıp ateş edemiyordum, tir tir titriyordum. Yanımdaki arkadaşım vurulup şehit olduktan sonra ben de hiç korku kalmadı. Etrafımdan vızır vızır kurşunlar geçtiği halde, düşmana ateş edip hücum ediyordum.

Çocuklar biz Çanakkale'de yedi düvele karşı savaştık ve onları Çanakkale'de perişan edip, birçok gemilerini sulara gömdük. Tarihe 'Çanakkale geçilmez' yazdırdık. Fakat bizimle birlik olan devletler yenilince biz de yenilmiş sayılarak Monduros Mütarekesini imzalamak mecburiyetinde kaldık. Bu antlaşmaya göre askerlerimiz terhis edildi. Silah ve cephanelerimiz düşmana teslim edildi. Düşmanlar elini kolunu sallayarak yurdumuzu işgal etti. Ben de diğer arkadaşlarım gibi terhis olup köyümüze geldim. Düşmanın böyle yurdumuzu işgal etmesini bir türlü hazmedemiyordum. Böyle benim gibi düşünen arkadaşlarımla Kocaeli grubuna bağlı Halit Molla Çete Teşkilatına katıldık.

 

Bir gün Kandıra'nın İstanbul Ağva tarafındaki köylerden yük beygirlerini toplamamız ve hangi hayvanı hangi köyden ve kimden aldığımızın yazılmasını istediler.

Topladığımız beygirlerle İstanbul'a doğru yola çıktık. İstanbul'a vardığımızda gece olmasını bekledik. Gece olunca İstanbul'daki teşkilat üyelerinin yardımı ile silah ve cephane depomuzu basarak nöbetçi İngiliz askerlerini etkisiz hale getirdik. Depodaki silah ve cephane sandıklarını yük beygirlerine yükleyip geri döndük. Biraz sonra bize doğru bir İngiliz birliğinin geldiğini farkedip yol kenarındaki ormanın içine saklandık. Düşman askerleri bize yaklaştığında, bizim arkadaşlardan biri öksürdü. İngiliz birliği pusuya düştüğünü sanarak hızla oradan kaçtılar. Biz de yol kenarındaki ağaçların arkasından yolumuza devam ettik. Gemilerden projektörlerle o yolu taradılar ve bizi göremediler.

İstanbul'dan bize katılan topal birisi vardı. Atından pek inmezdi. Yiyeceğimizi köylerden aldığımız ekmeklerle temin ediyorduk. Bizim topal eline bir ekmek almış onu yemeye çalışıyordu. Ben yanına yaklaşıp elindeki ekmeği çekip aldım. Birer parça arkadaşlara dağıttım. Bu arkadaş hiç sesini çıkarmadı. Sonra bir köyden aldığımız ekmek ve peynirle karnımızı doyurduk. Bu arada bu topal kişinin bir ayağını savaşta kaybetmiş takma bacaklı bir gazi subay olduğunu öğrendim. Beni yanına çağırarak adımı sordu ve bana; 'Eğer o ekmeği arkadaşlarına dağıtmayıp kendin yeseydin hemen seni orada vururdum. Aferin yiğit, mert bir delikanlıymışsın.' dedi.

Kandıra'ya geldiğimizde silah ve cephaneleri beygirlerden indirdik. Yorgun beygirleri, iki genç ve bir yaşlı amca ile listedeki sahiplerine gönderdik.

Bu seferde Kandıra'nın Adapazarı tarafındaki köylerden yeterince yük beygiri toplayıp hangi köyden ve kimlerden aldığımızın yazılması istendi.

Topladığımız bu beygirlere tekrar bu silah ve cephaneleri yükleyip yola çıktık. Yine yanımıza iki genç ve bir yaşlı amca alıp yola çıktık. Adapazarı Arifiye tren istasyonuna vardık. Orada silah ve cephaneleri istasyondaki Dakavillere yükledik. (Dakavil insan gücüyle demir yolunda hareket eden yük ve insan taşıtı) Sonra yanımızda getirdiğimiz gençler ve amca ile bu beygirleri sahiplerine verilmek üzere geriye gönderdik.

Bizlerde Dakavillerle Geyve'ye ulaştık ve orada Kurtuluş Savaşı Ordusuna katıldık. İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz savaşları ile düşmanı İzmir'den denize dökerek yurdumuzu düşmanlardan temizledik.'' dedi.

 

Hasan Özdemir - Emekli Öğretmen