Ulusal Egemenlik ve Çocuklarımız…

Mustafa KÜPÇÜ Gazeteci | 23 Nisan 2012 | Güncel

23 Nisan, "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır!

Bu "ulusal" bayramın kaynağı, ulusal mücadelenin "halkın iradesi" ile,  yani "meşruiyet" kazandırılarak verilmiş olmasıdır.

Çocuklar ise, ülkemizin geleceğe yönelik en büyük umududur.

DEVLET'i oluşturan 4 temel öge; ülke, ulus, iktidar ve egemenliktir.

Egemenlik yoksa, devlet de yoktur!

Egemenlik, öncelikle; bir devletin kendi ülkesi içinde her şey ve herkes üzerinde "yasama, yürütme ve yargı" yetkilerini kullanabilmesi, halkın iradesinin eksiksiz olarak devlet düzenine yansıyabilmesidir. Halkın iradesi için ise, öncelikle "özgür birey" ve "eksiksiz demokrasi" gereklidir!

İkinci olarak; Devlet'in, başka bir devletin ya da gücün etki ve baskısı altında olmamasıdır.

Yani, bir ülke ve devlet için egemenliğin tam karşılığı; "Tam Bağımsızlık" dır...

Şimdi, bu temel ölçütlere göre ülkemizi ve devletimizi gözden geçirelim.

-          İşsizlik, ekonomik sıkıntılar, özellikle dar ve sabit gelirli yurttaşların "özgür birey" olma hakkını elinden almaktadır.

-          "Halkın temsilcileri" doğrudan halkın iradesi ile değil, siyasi partilerin patronları (liderleri) ve yakın çevresinin iradesi ile halka dayatılmaktadır.

-          Ulusal egemenliğin "halk adına" kullanılacağı Meclis, çoğunluk ve "lider sultası" altındadır.

-          Halkın vekilleri boş kağıtlara ve boş Kararnamelere imza atarak, "ulus egemenliğini" tek kişinin iradesine bırakmaktadırlar.

-          Meclis, "halk adına DENETİM" görevini fiilen yapamamaktadır. Hemen hiçbir "Araştırma ya da Gensoru" önergesi uygulanamamaktadır.

-          "Vergide Adalet" kavramı yok hükmündedir; az kazanan verginin çoğunluğunu ödemekte, büyük varlık sahipleri vergi vermek yerine "devlete yüksek faizle borç" vererek üste para kazanmaktadırlar.

-          Yargı yoluyla "adalet" hem çok pahalı hem çok geç hem de kuşkuludur!

-          Bankalarımız, sigorta şirketlerimiz, Borsamız, en stratejik tesislerimiz, limanlarımız, yabancıların kontrolü altındadır.

-          Enerjide, teknolojide ve tarımda "dışa bağımlı" bir ülkeyiz.

-          Dış borçlarımız ve dış ödemeler açığımız, ülkemizi yabancı finans kaynaklarının tutsağı haline getirmiştir.

-          Ülke ekonomisi, "küresel düzenin" yani,  "çok uluslu tekellerin" güdümü altındadır. Yabancı sermayeli büyük Alış Veriş Merkezleri (AVM) küçük esnaf ve sanatkarımızı hızla yok etmektedir.

-          Ülkemiz dış politika rotasını ABD, AB ve NATO belirlemektedir. Buna rağmen, "dost ve müttefik" saydığımız hemen her ülke "sözde soykırım" yasaları ile bizi terbiye etmeye kalkmaktadır.

İşte, bu koşullar altında "ulusal egemenlik" kavramının içi boşalmış ve "ulusal egemenlik onurumuz" emperyalist çıkarların ayakları altına alınmıştır.

Ya çocuklarımız?

Sokaklarda çalıştırılan, dilendirilen, tiner ve fuhuş bataklığına sürüklenen, cinsel istismara uğrayan, küçük yaşta suça itilen, çağdışı eğitim düzeni ile "bilgi hamalı" ve "ne olacağını" bilemeyen, özgüvenden yoksun olan çocuklarımızı senede bir gün anımsamak yetmiyor.

Üstelik, göstermelik olarak birkaç dakikalığına çeşitli koltuklara oturtulan çocuklarımıza, "Şimdi yetki sende; ister asar ister kesersin!" diyerek, "sözde demokrasi" dersi vermekle de  bu ulusal bayramın anlamı çelişiyor!

           Nihayet; ulusal bayramlarımızı borçlu olduğumuz Mustafa Kemal Atatürk'ü ve O'nun temel değerlerini yok sayarak kutlanan bayramlar da bu ülkeye ve bu ulusa yakışmıyor!

İşte, bu nedenlerle, tüm yurttaşlarımızı sahip oldukları ve yitirmekte oldukları temel değerleri görmeye, uyanık ve bilinçli olmaya, "ulusal egemenlik ve ulusal onurumuzu" yeniden kazanabilmek için, siyasetçilerimizi uyarmaya davet ediyorum.