SURİYE İLE NEREYE KADAR?

Tarihçi - Akademisyen Abdullah Köktürk | 15 Ağustos 2012 | Güncel

Dünyada devletler vardır.                                                                                                                                    

Devlet olmaya çalışanlar vardır.                                                                                                        

Devletçikler vardır.                                                                                                                                                      

Hiç devlet olamayanlar vardır.

Bir ülkenin sınırlarının olması, bayrağının ve para biriminin olması hatta haritada yerinin olması, o ülkenin hür ve bağımsız bir ülke olduğu anlamına gelmez. 

Geçtiğimiz yüzyılda güneş batmayan imparatorluğu elinde bulunduran İngilizler başta olmak üzere, batı dünyası güçleri, özellikle Orta doğu dediğimiz bölgede ve Afrika da kendi kafalarına göre devletçikler oluşturdular. Oluşturulan bu ülkelerde haritalar cetvelle çizildi. Sömürmeye ve kullanmaya müsait bir şekilde oluşturuldu bu devletçikler... Daha sonra İngiltere ile beraber, İngilizlerin hala, teyze ve dayı çocuklarında oluşan, mayasında problemli insanlar bulunan ABD bir dünya süper gücü olarak ortaya çıktı.

Amerika'nın da paylaşacağı, rol paylaşacağı ama gerektiğinde tokatlayabileceği bir ülkeye de ihtiyacı vardı. Bu da oluşturuldu. Sovyetler Birliği yada bugünkü kısa adı ile Rusya... Yıllarca bu iki güç gibi gözüken Amerika ve Rusya danışıklı dövüşlü Dünyayı idare ettiler, Hala da kısmen böyle yürüyor. İşin başka yönü bu iki ülkeyi yöneten ve yönlendiren esas başka bir güç var. Bu güç de; elinde sermaye bulunduran silah sanayi başta olmak üzere, sanayiyi ve teknolojiyi bulunduran, medya ve iletişim gücünü elinde tutan, güçlü bir teşkilatlanma ve istihbarat gücünü inisiyatifinde bulunduran YAHUDİ LOBİSİDİR. Buna diğer anlamda İSRAİL de diyebilirsiniz. Onun için günümüzün büyük gücü sadece Amerika dersek yanılırız. ABD ve İsrail ikilisinin hala dünyada çok önemli bir aktör olduğunu, rolleri paylaşmada ve senaryoyu yazmada büyük güç olmaya devam ettiğini bilmek lazım.

Bu ikiliye (ABD ve İSRAİL)  kısaca AMERAİL  de diyebiliriz. Suriye de cetvelle çizilmiş; gelecekte her an kullanmaya müsait bir şekilde oluşturulmuş bir devletçiktir. Suriye devletinin başına da, halkını gözünü kırpmadan öldürebilecek bir aile, sülale getirilmiştir. Hafız  Esad ailesi getirilmiştir. Suriye'de yüzde dokuzu geçmeyen Nuseyri  inanç anlayışına mensup Hafız Esad ailesi, aynı zamanda Baas rejiminin savunucusu ve uygulayıcısı olmuştur, yıllarca Suriye'de.. Bu günde, oğlu Beşar Esad olarak hala hem Baas yönetim anlayışı devam etmekte, hem de Sünni ve Türk düşmanlığı bütün şiddeti ile uygulanmaktadır.

Baba Hafız Esad, onbinlerce insanı Hama' da bütün Dünya'nın gözleri önünde öldürmüş ve İsrail-Amerika-Almanya başta olmak üzere tüm Türkiye düşmanlığına, oluşturdukları PKK( terör) örgütüne de Suriye'de yıllarca hamilik yapmıştır. Hala da bu ihanet ve düşmanlık bütün şiddeti ile devam etmektedir. Baba Esad öldü, oğul Beşar Esad, İsrail, ABD, Almanya, Fransa, Rusya, Çin ve komşumuz İran'ın başını çektiği ülkelerin desteği ve kışkırtması ile bugün de Sunni ve Türklerin yoğun bulunduğu bölgelerde katliamlara devam ediyor, Dünya da seyrediyor. Hatta demin saydığım ülkeler sadece seyretmiyor Beşar Esad'a yardım etmenin yanında, bu ateşi içine Türkiye'yi de sokmak için bütün hünerlerini gösteriyorlar. Onlara göre; katliamlar sürmeli, Türkiye bir şekilde bu ateşi içine sokulmalı ve Türkiye'nin son yıllardaki olumlu imajı zedelenmeli, hatta yok edilmelidir... Ölenler nasıl olsa, insan değil suni Araplar ve zarar gören Lazkiye yakınlarındaki, Hama'da ki, Humusta ki hatta Galon tepelerinde ve Halep civarında yoğun yaşayan Türkler... Evet zarar görenler Sunniler ve Türkler. Öldürülen, göçe zorlanan ve yok edilmeye çalışılanlar da bunlar. Yüzde oniki civarındaki Hıristiyanlar, Ermeniler ve Esad ailesinin yıllarca koruma ve kollamasında olan yüzde yirmibeş, yüzde otuzluk kesim Beşer Esad ile beraber.

Batıda eğitim görmüş, bir Sunni aileni kızını almış Beşer Esad.

Ülke ülke olmadığı için, kendi başına bir lider, insan olmadığı için bu acılar bugün devam ediyor. 

Türkiye defalarca Suriye'yi ve onun başındakileri bugünleri görürcesine uyardı, yardımcı olmak istedi, hatta Dış İşleri Bakanımız Sayın Davutoğlu altı saat Beşar Esed'e Suriye'nin geleceği ve bu günleri anlattı. Ama kime? Suriye devlet değil, yönetenler kendine buyruk insanlar değil, onlar kurulduğu günden beri Türkiye ve Türk halkına karşı kullanılan piyonlardır. Suriye rejimi dolayısı ile Rusya, Çin, mezhebi dolayısı ile İran'la dostsa da esas itibari ile Amerika,  İsrail'le de beraberdir, Avrupa ile de beraberdir. Hani Suriye'ye İsrail düşmandı. Uçağı acaba Suriye mi düşürdü? yoksa sonradan haberi oldu da bu puan getirici rolü üstlenmeye mi başladı. Tüm tezgahlar aslında Türkiye'nin önünü kesmeye başını belalara sarmayla alakalı...

Düşürülen uçağımızın durumu Saratopa gemisine yapılanlardan, başa çuval geçirme olaylarından çok farklı olduğunu zannetmiyorum. 

Kısaca; bugün geline noktada Türkiye'nin yanlış yapması bekleniyor, Şer odaklarınca... diğer taraftan da bütün gücü ile terör örgütüne en acımasız talimatlar veriliyor, bölgeyi cehenneme çevirmeyle ilgili... Türkiye de bu tuzakları gördü ki yoğurdu üfleyerek yiyor. Sığınmacıların arasında ki İsrail, Suriye, İran, tüm şer güçlerin uzantılarını ve ajanlarının yaptığı bayrak çekme, indirme-polisi yaralama gibi olayları soğukkanlılıkla halletmeye gidiyor. Türkiye yanlış adım atmaz ve akıllı, bilinçli politikalarını devam ettirirse hiç kimse de merak etmesin, Türkiye düşmanlarının, Kuzey Suriye'nin oyunları da iflas olamaya mahkumdur. Bu bölge farklı bölge... Dünyanın planları tabiî ki var, İsrail'in ve İran'ın planları da var. Hatta birilerinin de ağzından su akarcasına planları var. Ama, bu milleti Allah seviyor ve koruyor. Suriye konusunda, Türkiye'nin Amerika'ya çok büyük baskılarının olduğuna inanıyorum. Amerika'nın, Türkiye'ye çok çok ihtiyacı var. Onun için, bir yerden sonra Türkiye'yi de dikkate almak mecburiyetinde kendi geleceği açısından... Bu da olayların başka bir boyutu...   

Almanya, Fransa, Rusya, Çin ve İran parçalanmış bir Türkiye istediler ve isterler. Amerika ve İsrail bütün ama, zayıf, ezik ve karışık Türkiye isterler. Bütün Türkiye'ye ihtiyaçları var çünkü...

Sonuç olarak; görebildiğimiz ve düşünebildiğimiz kadar Türkiye'nin Suriye ile ilgili öncelikli planları ve hedefleri var.

Bunlar;                                                                                                                                                                  

1)Halkını katleden Esed rejimi gitmeli, yerine bir hükümet kurulmalı ve Libya'da ki gibi seçimler olmalı, halk kendi geleceğini kendi belirlemeli.                                                                                                

2)Suriye'nin toprak bütünlüğü korunmalı,                                                                                                    

3)Kuzey Suriye hayal ve hedefleri boşa çıkartılmalı, gerekirse yok edilmeli.                                          

4)Ürdün ve Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde tampon oluşturulmalı, hiç olmazsa bazı ülkeleri yanımıza alarak...

5)P.K.K ve uzantılarının eline geçen ağır silahlar ve ele geçme ihtimali olan kimyasal silahlar kontrol altına alınmalı,                                                                                                                                                  

6)Sığınmacıların kaldığı yerler iyi kontrol edilmeli, çakallara dikkat edilmeli,                                        

7)Sözde dost ve müttefik ülkeler bu zamana kadar yaptıklarına artık nokta koymalı ve kaypak, kalleş politikalarına son verdirilmeye çalışılmalı ve samimi olmaya zorlanmalı.

Sonuçta; Türkiye, Tunus, Libya ve Mısır'da olduğu gibi olayları, planları veya tuzakları yakından takip etmek mecburiyetindeydi. Suriye'deki gelişmelere de seyirci kalamazdı. Kalsaydık, sınıra sığınmacıları almayacakmıydık. Hama, Humus, Lazkiye'deki Türk yerleşim alanlarına yapılan yok etme ve sürgünlere bir şey demeyecek miydik?

Musul'daki katliamlara Kardaşlık Beşar Esed'e, yahu katliamları biraz az yapsan daha iyi olur mu diyecektik.Dolayısıyla, Suriye olayları dünya gündeminde olmaya devam edecek. Çünkü, bu dünya devletlerinin bir plan ve programı. Önemli olan süreci iyi takip etmek ve yönetmek. Dileğimiz, bir an evvel Suriye durulsun, insanlar acı çekmesin ve bölgede barış ve huzur hakim olsun.

Abdullah Köktürk

Tarihçi - Akademisyen